Optisyen.info

Optik Sözlük

Optik Sözlük, her optisyenin aşina olması gereken optik terminolojisidir. Doğru kelimeleri kullanmak veya bu kelimelerin anlamını bilmek önemlidir. Sık kullanılan ve her optisyenin bilmesi/aşina olması gerektiğini düşündüğümüz optik terminolojiye ait tüm kelimeleri Turgut Çakar’ın izniyle A’dan Z’ye derledik.

A
A taramalı (A-scan): Gözün ön arka eksenini ölçmek için kullanılan ultrason.

Abbe: Işık ışınının saydam ortamdan geçerken saydam ortamın yansıma, absorbsiyon ve kırılma indisi özelliklerinin etkisi ile beyaz ışının renklere ayrılması.

Abbe değeri: Beyaz ışığın renklere ayrılma gücüdür. Abbe değeri ne kadar yüksekse, camın renk ayırma kalitesi o kadar artar. Bakılan cismin renk tonlarının ayrım gücü artar. Daha net görüş sağlanır. Ayrıca camın kırılma indisi arttıkça abbe değeri azalmaktadır.

Aberasyon: Normalden sapma. Normal lokalizasyondan farklı lokalizasyon veya fonksiyondan olma hali. Bir gözlük camında en iyi görüşü engelleyen problemlere aberasyon denir.

Ablasyon: Yerinden ayrılma, yapışık olduğu yerden ayrılma.

Ablefaron: Doğuştan göz kapaklarının yokluğu.

Ablefarus: Gelişimsel olarak göz kapaklarının yokluğu.

Abrazyon: Çizilme, yüzeyin bozulması.

Absolü göz: Işığı görmeyen göz.

Absorbsiyon: Göze gelen ışık enerjisinin saydam bir yüzeye çarpıp burada filtre edilerek başka bir enerjiye dönüştürülmesi (emilim).

Addisyon: Kelime anlamı ilave etmektir. Optisyenlikte, kişinin yakın gözlüğü için uzak gözlüğünün sferik değerine ilave edilen konveks diyoptri değeri anlamındadır.

Adezyon: Yapışma. Şaşılık cerrahisi sonrası, kasın etrafındaki dokulara olan yapışıklığı.

Adie pupilla: Genellikle viral hastalığı takip eden, sfinkter pupilla ve siliyer kasta ganglion.

Afaki: Göz merceğinin (lensin) olmaması.

Afakik büllöz keratopati: Katarakt cerrahisi sonrası gelişen kornea endotel yetersizliği.

Akıllı metal (memory metal): Titanyum ve nikel alaşımdır. Bu çerçeveler herhangi bir darbeye karşı eğilip büküldüğünde tekrar eski halini alırlar.

Akomodasyon: Yüksek rezolüsyonlu fovea üzerine odaklanan bir görüntüyü elde etmek ve devamlılığını sağlamak için, gözde yaşanan lens temelli refraktif değişimlerin tamamıdır. Odaklanmış bir obje görüntüsünün elde edilmesi ile sonuçlanan akomodasyon; duyusal, motor, nörolojik, anatomik, biyo mekanik ve algısal komponentleri bulunan karmaşık bir olaylar dizisidir. Odaklanmamış bir obje görüntüsünün algılanması, siliyer cisme nöromotor bir uyarının gitmesi ile lensin deformasyonuna ve gözün refraktif gücünün değişmesine neden olur, bu değişim optik kalitenin artması ve retinal görüntünün netleşmesini sağlar.

Akomodasyon menzili: Gözün uzak noktası ile yakın noktası arasındaki mesafe.

Akomodasyon parezisi: Akomodasyonu sağlayan göz içi sinirlerin felç olması.

Akomodasyon refleksi: Gözün yakındaki cisimleri net görebilmesi için gösterdiği uyum olayı.

Akomodasyonun yakın olması: Göze yaklaştırılan bir objenin çift görülmeye başlandığı ilk nokta.

Aköz Hümör: Göz içinde ön-arka kamarayı dolduran saydam sıvı.

Akromatik lens: Yüksek diyoptrili lenslerde renkseme (renk sapması) kusurunu önlemek amacı ile imal edilmiş lensler (crownlas ve filintlas gibi)

Aks: Optik lensin bir yüzeyinde silindirik diyoptrinin bulunduğu meridyene dik olan meridyen. Bir plan-silindirik lens bir meridyende güç ihtiva etmez. Bu aks olarak bilinir. Aks da güç yoktur. Plan-silindirik lens aks da VP’dır. Aksa doksan derece meridyende güç maksimumdur. Aks ile aksa 90 derece dik meridyen arasında güç değişir. Sferi-silindirik lenslerde gücü en az olan meridyen ya da sferik gücü kadar olan meridyen aks olarak bilinir.

Aksiyel kalınlık: Lensin merkez kalınlığı.

Akut: Aniden gelişen.

Albinizm: Makula ve retina pigment epitel kaybı görme azalması ve gözde titreme şikayetleriyle karakterize hastalık.

Alternan: Değişim

Alüminyum çerçeveler: Hiç kaplama yapılmadan kullanılabildiği gibi kaplamalı da olabilir. Çok hafiftirler, fakat çabuk kırılırlar ve tamiri de yoktur.

Ambliyopi: Görme yollarında herhangi bir bozukluk olmaksızın optik yöntemlerle düzeltilemeyen görme azlığıdır (Göz tembelliği).

Ametropi: Kırma kusuru olan göz.

Amsler kartı: Siyah beyaz değişik geometrik şekil oluşan (ızgara, paralel çizgiler vb.) kartlardır. Merkezi görme alanının değerlendirilmesi için kullanılır.

Anatomik aks: Gözün kırıcı yüzeylerinin merkezlerini birleştiren doğru.

Aniridi: İris dokusunun olamaması.

Anizekoni: Retinal görüntülerde büyüklük ve şekil farklılığı.

Anizokori: Şaşılıkta olduğu gibi görüntünün sağlam gözde fovea üzerinde toplanmasına karşın, kayan gözde görüntünün fovea dışında bir noktada toplanması hali.

Anizometropi: İki göz arasında kırma güçleri arasında farklılık olması (genellikle 2 diyoptrinin üzerinde).

Anjiografi: Retina damarlarının radyolojik görüntülenmesi yöntemi.

Ankiloblefaron: Göz kapakları arasında yapışıklık olması.

Annuler: Yuvarlak, halka şeklinde.

Anoftalmi: Doğuştan olarak gözlerin herhangi birisinin veya her ikisinin olmaması.

Anomali: Anormal; normal olmayan durum.

Anterior: Önde, önde bulunan.

Anti-refle: Yansımaya karşı (refle: yansıma)

Anti-refle kaplama: Cam mükemmel kimyasal yapısı sayesinde ışığının nerdeyse tamamına yakınının içinde geçmesine izin verir; bu geçiş sırasında camın kimyasal yapısında bir değişme olmaz. Çok az bir kısmı camın ön ve arka yüzünden yansıma yolu ile kaybolur. Bu yansımalar antirefle kaplamalar sayesinde önlenir. Antirefle (yansıma önleyici) kaplamalar sayesinde cam nerdeyse görünmez olur. Bu sayede göz belgesi daha doğal, görme ise daha net ve berrak olur. Antirefle kaplama iki amaçla yapılır 1) Camın optik performansını yükseltmek 2) Estetik.

Anti-refle kaplı mercekler: Bir mercek yüzeyinde meydana gelecek istenmedik ışık yansımalarını ortadan kaldırmak için mercek yüzeyinin antirefle malzeme ile kaplanmasıyla gözlük kullanıcısı kişinin daha net ve berrak görmesini sağlamak için tasarlanmış merceklerdir.

Apikal: Tepe.

Apse: Doku içindeki cerahat dolu şişlik

Arkuat: Eğim.

Asemptom: Bulgu vermeyen.

Asferik: Küresel olmayan yüzey.

Asferik lens: Perifer ve merkezdeki kırılma miktarları aynı olacak şekilde tasarlanmış lens.

Astenopi: Baş ve göz ağrısı ile birlikte refraksiyon kusurunun bulunması.

Astigmatizma: Gözün saydam tabakasının (kornea) eğrilik bozukluğundan doğan göz kusuru. Gözün saydam tabakasında yatay ve dikey olmak üzere iki meridyen vardır. İki meridyenin ışığı kırmalarının farklı olmaları göze paralel gelen ışınların bir noktada toplanmamasına sebep olmakta, dolayısıyla sarı lekede teşekkül eden resim bulanık olmaktadır. Böyle bir göz kusuruna astigmatizma diyoruz.

Astigmatizma düzenli (regular) veya düzensiz (irregular) olabilir. Düzenli astigmatizma da kaideye uygun veya kaideye aykırı diye iki kısma ayrılır: Kaideye uygun astigmatizmada dikey (vertikal) eksen, kaideye aykırı astigmatizmada yatay (horizontal) eksen daha eğridir.

Astigmatizmada göz, aynı düzlemde yatay ve dikey doğruları eşit netlikte göremez. Mesela, kaideye uygun astigmatizmada vertikal eksen daha eğri, horizontal eksen ise normal eğrilikte olduğu için, göz yatay doğruları normal gördüğü halde buna dikey olan başka bir doğruyu bulanık görür. Çünkü dikey meridyende eğrilik daha fazladır. Dolayısıyla dikey meridyende kırılma daha fazla olmaktadır. Bir merkezden türlü yönlere çizilen doğrulara bakan bir göz, bunlardan bazılarını kısa görür.

Düzensiz astigmatizma ise, saydam tabakanın eğriliğinin düzenli olmamasıyla ortaya çıkar. Burada saydam tabakadaki kırılma hataları basit merceklerle düzeltilemez. En iyi çözüm, kontak lens kullanmaktır.

Aynalı (Mirror) lens: Işığı yansıtacak şekilde ayna özelliği kazandırılmış lensler olup yüksek yoğunlukta ışığın parıltısını azaltır. Çok sayıda değişik renklerde olanları mevcuttur. Mavi ve gümüş renkli ayna (blue and silver mirror) özelliği kazandırılmış lensler: Vakumla pulvarize edilerek cam yüzeyi aynalandırılır. Bütün yüzey kaplanacağı gibi iki kademeli de yapılabilir. Yansıtma yoluyla göze gelen ışık miktarı azaltılır.

Koyu renkli güneş lenslerinde ışığı absorbe etmek suretiyle ışık miktarı azaltılır. Kullanıcının gözlerini karşısındakinden gizleyen moda ifade eden gözlüklerdir. Aynalı lensler, plaj, kar, su, çimenli ortamlarda güçlü yansımış parıltıları önleyicidir.

Az görme: Bir hasta yetersiz sayılan görme keskinliği ile okuma, dolaşma, seyahat etme gibi günlük olağan işleri gerçekleştirmede sıkıntı çeker. Normal görme gereçleri ile bu sorunun düzeltilememe durumuna az görüş denir.

B
Base curver: Temel eğri.

Baz: Çerçevenin bombeli olmasına bağlı olarak yapılan işlem. Bu özel işlemle optik lense bombe verilerek çerçeveye uygun hale getirilir.

Bazal: Temel.

Bicurve: Çift eğimli.

Bifokal: İki farklı odaktan oluşan, okuma ve uzak düzeltici merceklerin bir arada bulunması.

Bilateral: İki taraflı.

Binoküler görme: İki gözle tek görme.

Biyokompatibilite: Canlı doku ile uyumlu.

Biyomikroskop: Gözü belirli alanlarda büyüterek direkt veya yardımcı aletlerle, bir bütün ya da ayrı tabakalarını inceleme olanağı sağlayan alet.

Bleb: Glokom ameliyatı sonrası gelişen kabarıklık.

Blefarit: Göz kapağının serbest kenarını tutan, kirpik dibi iltihaplanmaları.

Bowman tabakası: Korneanın ikinci tabakası olup 8-10 mikron kalınlığındadır.

Büllöz: İçinde sıvı olan küçük şişlikler.

Büyüteç: Az görme sorunu olan ve günlük okuma gibi gereksinmelerini karşılamak için kullanılan yüksek diyoptrili optik alet.

C - Ç
Cam kalibresi: Optik lensin çapı.

Clip-ons: Klip şeklinde gözlük camı üzerine takılan ilave lensler, konvansiyonel bir gözlük çerçevesinin (frontu) kısmına tespit edilmiş lens.

Curve: Eğim.

Çap küçültme: Lens imal edilirken istenilen çap ölçüsünde lensin işlenmeye başlanmasıdır. Bu işlem aynı numaradaki konveks lensin işlenmiş olanın, işlenmemiş olandan daha ince olmasını sağlar.

Çift: Tutma işleminde yardımcı olan cımbız türevi el aleti.

Çok odaklı merceklerde görüntü atlaması: Prizmatik etki ile görüntünün yer değiştirmesi.

D

Dakriyoadenit: Gözyaşı bezinin iltihaplanması. Sıklıkla viraldir. Lokal duyarlılık, şişlik ve ateş, klinik bulgulardır.

Dar açılı glokom: Göz kamara açısının daralmasına bağlı olarak göz içi basıncının artması. Göz içi basıncı birden artar, şiddetli ağrı ile görme kaybı meydana gelir.

Debris: Artık maddeler.

Defekt: Kusur, eksiklik.

Degrade cam: Üst kısmın rengi koyudan aşağı doğru açılan cam.

Dejenerasyon: Organ veya dokunun yapı ve fonksiyon bakımından özelliğini kaybederek bozulması.

Depozit: Birikim.

Desantrasyon (merkezleme): Camın optik merkezinin geometrik merkezden çerçeve boyutlarına ve hastanın PD mesafesine göre uzaklaştırma işlemidir. İstenmeyen prizmatik etkiden gözleri korumak için gözlük camları yatay ve dikey yönde desantre edilerek kullanıcının optik merkezden bakmasının temin edilmesi gerekir. Desantrasyon, gözü istenmeyen prizmatik etkiden korumak ya da istenen prizmatik etki yaratmak için yapılır.

Descement tabakası: Korneanın dördüncü tabakası. 10 mikron kalınlığındadır.

Dezenfeksiyon: Mikroorganizmalardan arındırma.

Diyabetik retinopati: Şeker hastalığına bağlı olarak gözün arka bölümünde ışığa hassas bir doku olan retina tabakasının (ağ tabaka) damarlarının etkilenmesi ile ortaya çıkan ve körlüğe sebebiyet veren bir durum olup, diyabetin tek tedavi edilebilir komplikasyonudur.

Diameter: Çap.

Diffüzyon: Yayılma, dağılma.

Difraksiyon (kırınım): Işığın çok küçük bir aralıktan geçmesiyle aralığın kenarına çarpan ışık dalgalarının normal yolundan sapması.

Difraktif: Kırınım etkisi yaratan.

Dilate pupilla: Pupillanın normalden daha büyük olması.

Dinlendirici gözlük: Gözlük, kırılma kusuru olanlar için düzeltici, yardımcı bir araçtır. Bu açıdan sağlıklı olan, yani kırılma kusuru bulunmayanları dinlendiren bir gözlük yoktur. Nasıl koltuk değneği yalnızca ayak veya bacaklarda sorunu olan biri için yardımcı iken, sağlıklı biri için hiçbir yardımı yoksa; gözü sağlıklı biri için de numaralı gözlük yardımcı bir araç sayılmaz, yarar sağlamaz. Ancak gelişen teknolojiyle birlikte; bilgisayar, tablet ve telefonların kullanımı her geçen gün artmaktadır. Gözlerde herhangi bir refraksiyon kusuru olmasa dahi -doktor reçetesi şartıyla- bireylere mavi ışık karşısında kullanılması üzere numarasız kaplamalı cam önerilmektedir.

Diplopi: Çeşitli nedenlere bağlı (şaşılık ve şaşılık operasyonları, kas felçleri, optik nöropatiler, papille ödemi, travma ve nörolojik hastalıklar gibi) cisimleri çift görme.

Disleksi: Dinleme, konuşma, okuma, yazma, akıl yürütme ile matematik yeteneklerinin kazanılmasında ve kullanılmasında önemli güçlüklerle kendini gösteren bir öğrenme bozukluğudur.

Disposible: Tek kullanımlık.

Distorsiyon: Yüksek diyoptrili merceklerde köşeli cisimlerin bozulmaya uğrayarak farklı görülmesi. Camın kalınlığı ve kırıcılığı merkezde ve periferde eşit olmadığından optik akstan uzaklaştıkça büyütme etkisi değişir. Objenin aksiyel kısımları, periferik kısmından daha az büyütülürse parabolik distorsiyon (konveks camlarda), tersi durumunda hiperbolik distorsiyon (konkav camlarda) olur.

Distrofi: Bir dokunun yeterince gelişememesi.

Diverjan: Birbirinden uzaklaştırma. Konkav camlar diverjan etki yaratır.

Diyaframlar: Optik aletlerde daha net görüntü elde edebilmek için, çapı ayarlanabilir bir aralıktan ışık geçmesine müsade eden bunun dışındaki bölümden ışık geçirmeyen levha.

Diyoptri: Bir optik sistemden, lensin kırma gücü. Diyoptri, bir lense paralel gelen ışığın kırılarak karşılıklı eşit mesafede yaptığı fokus noktası ile lens arasındaki fokus mesafesi (focal length) nin metre cinsinden karşıtına eşittir. Diyoptri şu formül kullanılarak hesaplanır: D= 1/f

Double: Çift.

Düz tepeli bifokal: Segmenti alt tarafta yuvarlak, üstte ise düz olan bifokal.

E
Efektif: Etkili

Efektif diyoptri: Lenslerin merkez kalınlığının ve kırılma indisinin lenslerin diyoptrik güçleri üzerindeki etkisi ile lenslerin ön yüz ve arka yüz diyoptrik güçlerinin de hesaba katılarak elde edilen gerçek güç.

Ektopik: Normal bir dokunun olmaması gereken bir yerde bulunması.

Ektropiyon: Göz kapağının serbest kenarının dışa dönmesi.

Ekzantrik: Santral olmayan, çapraz.

Ekzoftalmus: Göz yuvalarının tek veya iki tarafı dışa fırlamış görünümü

Elektroretinografi: Retinanın ışığa verdiği cevabı ölçmede kullanılan elektrofizyolojik test. Bu test retinanın fotoreseptör ve bipolar hücrelerinin fonksiyonunu gösterir.

EMI kaplama: Televizyon, bilgisayar ve diğer elektronik aletler tarafından yayılan ve çıplak gözü ciddi olarak olumsuz yönde etkileyen ışınları engelleyen lens kaplaması.

Endikasyon: Tedavi veya girişimin uygun olduğu durum.

Endotel: Korneanın beşinci tabakasıdır. Humör aköz denilen göz içi sıvısıyla temas halindeki tabakadır. Rejenerasyon yeteneği yoktur.

Enfeksiyon: Mikrobik hastalık.

Enflamasyon: İltihap.

Entropion: Göz kapağının serbest kenarının içe dönmesi.

Entropion gözlüğü: Gözün alt kapağı düşük olanlar için özel gözlük.

Enzim: Bir kimyasal reaksiyonu hızlandıran biyokimyasal madde.

Epifora: Aşırı gözyaşı salgılanması, normalden fazla gözyaşının dışarı akması.

Epitel: Korneanın beş tabakasından birisi. Göz yaşı ile temas halindedir, kendini yenileme (rejenerasyon) yeteneğine sahiptir.

Epitelyum: Dış tabaka.

Excimer Laser: Excimer laser ablasyonu (aşındırma) ısı meydana getirerek gerçekleştirir. İşlemden önce korneanın kaldırılması işi mikrokeratom denilen bıçaklarla yapılır. Bu bıçakların yüzeyi çok çabuk aşındığından bir veya maksimum iki kez kullanılabilirler.

Extraoküler kas: Göz hareketlerini sağlayan, göz dışı kas grubu.

Ezotropya: Gözlerin belirgin olarak içe kayması.

F
Fakoemülsifikasyon: Kataraktlı göz merceğinin ultrasonik dalgalarla parçalanarak çıkarılması şeklinde yapılan katarakt ameliyatı tekniği.

Faset (glasant) çerçeve (rimless): Lensin monte edileceği rim halkası hiç olmayan, lensin temporal ve nazal kısımlarının delinip çerçevenin sap bloğu ve köprü kısmına vidalanarak monte edildiği çerçeve türü.

Fenestrasyon: Delik.

Fiksasyon: Gözün belli noktaya odaklanabilmesi olayıdır.

Fiksasyon aksı: Bakılan cisimle rotasyon merkezini birleştiren aks.

Fizik optik: Işığın doğasını ve özelliklerini dalga modeli ile inceleyen bilim dalı.

Fizyoloji: Vücudun normal çalışma şeklini inceleyen bilim dalı.

Fizyolojik optik: Gözün görme mekanizmasını ve görmenin fizyolojisi ile ilgili olan alanları inceleyen bilim dalı.

Fleksibilite: Esneklik.

Fleksibl kontak lens: Kenarları birbirine değecek kadar bükülebilen ve bırakıldığında tekrar eski halini alan esnek kontak lens (yumuşak kontak lens).

Flep: Bir bölümü, kaldırıldığı ana doku ile ilişkili olan ve ana dokudan beslenen doku parçası.

Flora: Bir bölgede hastalık yapmaksızın normalde bulunan mikroorganizmalar topluluğu.

Focus point (odak noktası): Paralel gelen ışınların optik aks üzerinde keşiştiği noktaya odak-focus noktası denr. Odak noktası ile arka tepe noktası arasındaki mesafeye fokus mesafesi (focal length) denir. Gerçekte bir lensin gücü o lensin arka tepe noktasının gücüdür. Focus mesafesinin metre cinsinden karşılığı diyoptri olarak bilinir.

Fokometre: Sferik lenslerin diyoptri güçlerini, optik merkezini; silindirik lenslerin silindirik diyoptri gücünü ve aks yönlerini, prizmatik lenslerin taban yönünü ve prizma diyoptrisini, kontak lenslerin diyoptrisini belirlemeye yarayan optik alet.

Fokometri: Fokometre ile yapılan ölçüm işlemi.

Foria: Hastalık, stres ve yorgunluk gibi sebeplerin mevcudiyetinde binoküler görme düzeni bozulduğunda, gözlerin kendi aralarında uyum sağlayabilme eğilimi.

Fotofobi: Gözlerin ışığa karşı olan aşırı duyarlı olması durumu.

Fotokeratit: Işık etkisi (ultraviyole etkisi) ile korneada gelişen iltihap.

Fotokromik lensler (photocromik lenses = ışığa duyarlı lensler): Kolormatik lens olarak adlandırılırlar. Genel olarak mineral camlardır. Camın içinde bulunan ultraviyoleyi emen katkı malzemeleri sayesinde belirli bir dalga boyunda ışığa maruz kalınca renk değiştirirler.

Fotokromik camın kimyasal terkibinde bulunan materyaller:

  • Silis,
  • Alumina calsined,
  • Sodyum karbonat,
  • Baryum karbonat,
  • Baryum nitrat,
  • Borik asit,
  • Lityum karbonat

Fotoreseptör: Gözün duyu retinasında yer alan ışın algılanmasını sağlayan hücrelerdir.

Foveola: Macula luteanın ortasında bulunan gözün görme noktası.

Frajil: Kırılgan.

Franklin bifokali: Yarık tip bifokal. İstenilen uzak ve yakın lenslerini yaklaşık yarıdan keserek aynı göz halkasının üst kısmı uzak alt kısmı yakın olarak yapılmış gözlük.

Fresnel mercekler: Küresel merceklerin kalınlıklarının küresel yüzeyde eş merkezli halkalı kırıklarla azaltılmış tarzda yapılmış mercekler. İnce prizma parçalarından oluşan fresnel merceğin kırma gücü kalın merceklerin kırma gücü ile aynıdır. İnce film tabakaları şeklinde üretilebildiği için gözlük lenslerinin üstüne monte edilerek istenen kırıcılıkta ince ve hafif gözlük mercekleri oluşur (ilk fresnel mercek 1822 yılında Fransa’da Augustine Fresnel tarafından bir deniz fenerinde kullanılmıştır).

Fuchs lekesi: Dejeneratif miyopide maculada kanamaya bağlı leke.

Füzyon: Her iki göz tarafından algılanan görüntünün beyinde birleşerek tek bir görüntü şeklinde algılanması.

G
Geniş açılı glokom: Kronik baş ağrıları ve görme bozukluğu ile ilerleyen sonunda körlüğe neden olan glokom çeşidi.

Geometrik optik: Mercekler, aynalar, prizmalar ve bunların bir kaçından yapılan optik gereçleri konu alan fizik bilim dalı.

Greft: Canlılığı korunarak, bir yerden alıp, diğer bölgeye aktarılan doku parçası.

Glandula lakrimalis: Göz yaşı bezi.

Glare: Göze gelen ışınların yansımasına bağlı olarak hissedilen göz kamaşması olayı.

Glokom: Göz içi basıncın artmasıyla belirgin, körlüğe neden olabilen göz hastalığı (karasu).

Glokomda görme yay şeklinde kaybolmaya başlar, daha sonra daireye dönüşür ve nihayet tam körlük yerleşir.

Goldmann aplanasyon tonometresi: Göz içi basıncın ölçümünde kullanılan alet.

Görme alanı: Gözlerden herhangi birinin sabit bir noktaya bakarken görebildiği sahanın tümü.

Görme yetersizliği: Görme yetersizliği iki biçimde tanımlanmaktadır:

  • Yasal tanımı: Gerekli tüm düzeltmelerden sonra iyi gören gözündeki görme keskinliği 20/200 ya da daha az ve görme alanı 20 dereceden az olan kişilere kör, görme keskinliği 20/70 ile 20/200 arasında olan kişilere az gören denilmektedir.
  • Görme keskinliği: Gözün özel bir mesafeden görme ve ayrıntıları ayırt etme yeteneğini ifade etmektedir.
  • Görme alanı: Baş çevrilmeden ve gözler oynatılmadan görülebilen tüm alan demektir ve yaklaşık 180 derecedir.

20/200 oranı ise görmesi normal olan bir kişinin 200 feet’den gördüğünü 20 feet’den görmek anlamına gelir. Metrik sistemde 20/20 görme keskinliği 6/6 oranına karşılık gelmektedir. 20/200 oranı ise 6/60 oranını anlatmaktadır.

Yasal tanım, uzak görme keskinliği ve görme alanının değerlendirilmesini içerir. Görme yetersizliği olan kişinin yasal imkanlardan yararlanıp yararlanmayacağına karar vermede kullanılır.

Ancak kişinin sahip olduğu görme keskinliği, o kişinin mevcut görmesi ile nasıl işlevde bulunacağını belirlemede her zaman iyi bir yordayıcı değildir. Yasal olarak kör kabul edilenlerin çok azı görme gücünden tamamıyla yoksundur. Büyük çoğunluğu görme gücünden çeşitli oranlarda yararlanabilmektedir. Yasal tanımdaki bu sınırlılık nedeniyle eğitsel tanımda öğrencinin öğrenmede birincil olarak hangi duyu kanalını kullandığı vurgulanmaktadır.

  • Eğitsel tanım: Eğitsel açıdan kör, eğitimde dokunsal ve işitsel materyallere ihtiyaç duyan kişidir. Bu tanım ilk olarak okumayı akla getirmektedir. Eğitsel açıdan kör olarak tanımlanan birey, okuma için kabartma alfabe ya da konuşan kitaplara ihtiyaç duyar. Görme duyusunu öğrenme amacıyla kullanamaz. Eğitsel açıdan az gören, görme duyusunu öğrenme amacıyla kullanabilen kişidir. Az gören bireyler görme potansiyellerini en üst düzeyde kullanabilmek için gözlük, büyüteç gibi araç-gereçlerle, büyük puntolu yazı, aydınlatma, zıtlık gibi materyal ve çevre düzenlemelerine gerek duyarlar.

Göz: Esas olarak üç tabakadan oluşur:

  • Dış destek kılıfı: Saydam kornea, opak sklera ve limbus.
  • Orta tabaka (uvea): İris, korpus siliyare (aköz humor sentezi ve lens desteği) ve koroid (komşu retinanın beslenmesi)
  • İç tabaka (retina) Duyusal retina ve tek katlı RPE.
  • Lens: İrisin arkasında bulunan saydam yapıdır. Kapsülünden uzanan zonüllerle korpus siliyareye tutunur.
  • Üç boşluk bulunur. Ön kamara: İris ve korneanın arka yüzü arasındadır. Arka kamara: Önde iris, arkada lens ve zonüllerle sınırlandırılmıştır. Vitreus boşluğu: Hacimce en büyük, lens ve zonüllerin arkasında, duyusal retinaya komşu alanları doldurur. Vitreus humor su (%98.5), kollajen fibriller, protein ve hyaluronik asit içeren saydam bir jeldir.

Göz kapağı: Deri, kas, fibröz doku ve müköz zarlardan oluşur. Alt ve üst bölümü vardır ve gözü travmalardan korur, göze gelen ışığı ayarlar. Kapakların serbest sonlanan kısmında bir ya da birkaç sıra kirpik sıralanmıştır.

Gözün yakın noktası: Göz maksimum akomodasyon durumunda iken, retina üzerine düşen uzaydaki nokta.

Gözyaşı film tabakası: Gözyaşı filminin üç tabakadan oluştuğu düşünülür. En üstteki tabaka, göz kapaklarındaki yağ bezlerinin ürettiği yağ tabakasıdır. Bu yağ tabakası, gözyaşı filminin üstünü kaplayarak, biyolojik bir “streç film” gibi buharlaşmayı geciktirir. Orta tabaka sulu tabakadır. Gözün yüzeyindeki canlı hücrelerin hiç kan desteğine sahip olmadığı biliniyor. Onun yerine, bu hücreler yaşamak için gerekli olan iki şeyi sulu “gözyaşı desteği”nden sağlarlar: Oksijen ve özel bir dengeli karışım halinde elektrolitler. Gözyaşı filminin en alttaki tabakası ya da temeli mukus tabakasıdır ve bu tabaka, göz yüzeyi için doğal kayganlaşma (lubrikasyon) sağlar. Bu tabaka, “kadeh (goblet) hücreler” tarafından üretilir. Göz yüzeyinde bulunan bu özelleşmiş hücreler mukus üretir ve salgılar.

H
Halo: Parlak cisimler etrafında oluşan hale.

Hard: Sert.

Hard coating (sert kaplama): İki yolla yapılır:

  • İç gerilimi elimine etmek için, cam malzeme iç gerilimlerin ortadan kalktığı tavlama sıcaklığına kadar ısıtıldıktan sonra, gerilim oluşturmayacak bir sıcaklığa kadar kontrollü bir hızda soğutulur. Bu ısıtma ve kontrollü soğutmaya “Otavlama” denir ve tünel fırınlarda (tavlama fırınları) yürütülür. Tavlamanın hızı cidar kalınlığına göre değişir. Gerilimi alınmış cam malzemeler gerektiğinde ısıl ya da kimyasal yolla temperlenerek dayanıklılıkları arttırılır. Temperleme yoluyla cam malzemenin içinde çekme, yüzeyinde ise basma gerilmesi oluşturulur. Yüzeyde düzgün bir kompresyon dağılımı, cam malzemenin mekanik dayanımını ve basınç dayanımını önemli derecede arttırır.
  • Kimyasal sertleştirme ile: İşlem, bir sıcak tuz banyosudur. Lens yüzeyindeki sodyum (Na), daha iri partiküllü olan potasyum (K) ile yer değiştirir. Bu olay, lensin dış yüzeyinde, iç kısmına oranla, daha büyük bir gerilim meydana getirir. Kimyasal işlem daha çok zaman gerektirir.

Harmanlanmış bifokal: Tek parça lens malzemesinden üretilmiş ve sınır çizgisi görülmeyecek şekilde düzleştirilmiş bifokal lens.

Hemianopik gözlükler: Homonymous hemianopsia hastaları tarafından kullanılan gözlükler. Bu kişilerde görme alanının orta hattının bir tarafında görme kaybı mevcuttur. Bu çeşit gözlükler, lensin bir tarafında prizma ihtiva ederler ve bu prizmanın tabanı kör olan tarafa doğru oryante edilmiştir. Gözlük üzerindeki prizma ile gözlük kullanıcısı, kendi görme alanını genişletmiş olur.

Hemianopsi: Görme alanının yarısının görülememesi şeklinde tarif edilen görme kayıpları.

Heterojen: Her yerde aynı özellikte olmayan, karışık.

Hibrid kontak lensler (melez lensler): Yumuşak ve sert kontak lens materyallerinin birlikte kullanılarak her ikisinde fiziksel avantajlarından istifade etmeyi amaçlayan bir kontak lens türüdür. 6 mm çapındaki optik zon (santral optik kısım) T-Butil stirin yapılıdır. Sert yapısı nedeniyle 2,5 D’ye kadar astigmatizma düzeltilebilir. Bu semiskleral lensin santral optik kısmı (optik zonu) çevreleyen kısmı %25 su içerikli yumuşak lens materyalinden yapılmış olup konfor amaçlayan kontak lenstir.

Hidrate: Su içeren.

Hidrofilik: Suyu seven.

Hidrofobik: Suyu sevmeyen.

Hiperemi: Kızarıklık.

Hipermetropi: Kelime köken anlamı, aşırı görmedir. Hafif hipermetropların uzağı çok iyi görmeleri nedeniyle halk arasında böyle isimlendirildiği düşünülmektedir. Göz ya normalden daha kısa ya da korneası daha düz (kırıcılığı normalden daha az) olduğu için göze yakın cisimlerden gelen diverjan, birbirinden uzaklaşan ışınlar retinanın arkasında sanal bir noktada odaklanır. Bu durumda retina üzerinde oluşan görüntü bulanıktır.

Hipertropya: Gözün görme ekseninin normalden yukarı saptığı şaşılık türü.

Hipoestezi: Duyu kaybı.

Hipoksi: Oksijensizlik.

Hipotropya: Gözün görme ekseninin normalden aşağı saptığı şaşılık türü.

Hizalama, standart (Alignment, standard): Gözlük çerçevelerinin hizalanmasında kullanılan, yüz şeklinden bağımsız olan ve kişisel olmayan standart.

Homojen: Aynı cinsten olma, tek türlü.

Horizantal: Yatay.

Horzital: Kornea meridyenleride yatay olan meridyen.

I - İ - J
Ishihara kartları: Renk körlüğünü tespit etmekte kullanılan basit renk ayrımı kartları (bkz. Renk körlüğü)

Işık: Doğrusal dalgalar halinde yayılan elektromanyetik dalgalara verilen addır. 380-780 nm. dalga boyları arası dalgaboyu gözle görülebilir ancak bilimsel terminolojide gözle görünmeyen dalga boylarına da ışık denilebilir. Işığın özellikleri, radyo dalgalarından gamma ışınlarına kadar gidebilen, elektromanyetik dalga boyuna göre değişir.

Işığın, ve tüm diğer elektromanyetik dalgaların temel olarak üç özelliği vardır:

  • Frekans: Dalgaboyu ile ters orantılıdır, insan gözü bu özelliği renk olarak algılar.
  • Şiddet: Genlik olarak da geçer, insan gözü tarafından parlaklık olarak algılanır.
  • Polarite: Titreşim açısıdır, normal şartlarda insan gözü tarafından algılanmaz.

Işık refleksi (pupilla refleksi): Göze ışık girdiği zaman göz pupillasının ışığa tepki vererek küçülmesi:.

İmplant: Vücudun bir parçası olmayıp, aynı görevi görme aracı ile dışarıdan geliştirilen araç.

İmplantasyon: Yerleştirme.

İnferior: Aşağıda olan.

İnfiltrat: İçeri girmek, sızmak.

İnfra: Alt.

İnsidans: Bir hastalığın görülme sıklığı.

İnstabil: Sabit olmayan.

İnterferens: Bir ışık kaynağından çıkan ışık dalgalarının bir ya da iki yarıktan geçip bir ekran üzerine düşürülmesiyle aydınlık ve karanlık saçakların oluşması.

İnterpupiller mesafe: İki göz bebeği arasındaki mesafe.

İntolerans: Tahammülsüzlük.

İntraoküler kas: Göz içi kas.

İntraoküler lens: Katarakt ameliyatında çıkarılan göz merceği yerine dışarıdan konulan yapay lens.

İntravitreal: Vitreus sıvısı içinde yer alan.

İnvizible: Görünmez.

İridektomi: İris dokusundan üçgen şeklinde bir parça çıkarılması.

İridopleji: İrisin felci.

İridosiklit: İris ve korpus siliyarenin iltihaplanması.

İris: Korneanın arkasında yer alan, ortasında gözbebeğinin bulunduğu, ince pigment tabakasından oluşmuş daire şeklinde kısım.

İrritasyon: Rahatsız etme.

İyon: Negatif ya da pozitif yüklü partikül.

İzokromi: İrisin her iki gözde aynı renkte olması.

Jaeger eşeli: Yakın okuma eşeli.

K
Kalınlık dengeleme (BLS): Lenslerin diyoptrilerine göre merkez kalınlıklarını değiştirme. Bu nedenle aynı çerçeveye takılacak iki lensin numaralarından biri diğerinden çok daha yüksekse lensler arasında dikkat çekici bir kalınlık farkı oluşur. Estetik olmayan bu durumu ortadan kaldırmak için lenslerden numarası düşük olan lensin, dolayısıyla merkez kalınlığı ince olan camın merkez kalınlığı bilinçli olarak yüksek tutularak numarası yüksek olan dolayısıyla merkez kalınlığı kalın olan lensin uyum sağlayacak şekilde üretilmesi. Bu sayede iki lensin kalınlığını birbirine yakın hale getirir ve görünümün estetik olması sağlanır.

Kantite: Ölçülebilir değer.

Kapiller: En ince toplardamar.

Kappa aksı: Pupiller aks ile görme çizgisi arasındaki açı.

Kapsül: Göz merceğinin etrafını saran ön ve arka iki bölümden oluşan ve merceği çevreleyen zar şekinde, merceğin en dış tabakası.

Karbon lifi (çerçeve hammaddesi): Dayanıklıdır. Verilen şeklini korur. Sıcak havadan etkilenmez. Hammaddesinin rengi siyah olduğundan bitmiş ürün şeffaf değil opaktır. Plastik malzemeye karbon tuzu eklenerek elde edilir. Enjeksiyonla çerçeve şeklinde kalıplanır. Plastik çerçeve gibi hafif, metal çerçeve gibi dirençlidir.

Katarakt: Yaşla ya da başka bir nedenle lens proteinlerinin denature olmasıyla lens saydamlığı ve esnekliğinin kaybolması.

Katyon: Negatif yüklü iyon.

Keratit: Kornea dokusunu çeşitli nedenlere bağlı iltihabı.

Keratokonus: Korneada incelme ve öne doğru bombeleşmeye bağlı olarak korneanın koni şeklini alması.

Keratom: Gözün ön segment ameliyatlarında korneal kesi yapmak için kullanılan bıçak.

Keratomalazi: Korneanın elastikiyetini kaybetmesi ve gevşemesi.

Keratometri: Kornea merkezinin eğriliğinin ölçme işlemi.

Keratomileusis: Korneanın refraktif gücünü değiştirmek için traşlanması.

Keratopati: Kornea ile ilgili anormallik.

Keratoplasti: Kornea nakli. Anormal hastalıklı korneanın çıkarılarak vericiden alınan sağlıklı kornea dokusu ile değiştirilmesi işlemi olup bu nakil tam kat olabileceği gibi, belirli bir kalınlıktaki kornea doku parçası şeklinde de olabilir.

Keratotomi: Kornea eğriliğini değiştirerek miyopi ve astigmatizmanın tedavisi için korneaya yapılan kesitler.

Kırılma indisi: Bir ışık demeti dar bir açı ile düşük optik yoğunluktaki bir ortamdan yüksek optik yoğunluktaki bir ortama geçerse kırılarak normale yaklaşır. Işığın boşluktaki hızının bir başka saydam ortamdaki hızına oranına o ortamın kırılma indisi adı verilmektedir. (Örneklemek gerekirse; ışık hızı 300.000 km/saniyedir. Herhangi bir saydam ortamdan geçerken bu hız, 200.000 km/sn olarak gerçekleşiyorsa, o materyalin kırma indisi 1,5’dir. Bu hız yoğunluk arttıkça azalmakta, bu nedenle de kırma indisi yükselmektedir.)

Kısa kol sendromu: Yakında meydana gelen bulanık görmeden dolayı kişi okuduğu materyali daha uzak tutmaya başlar. Uyum yeteneği azaldıkça bu mesafe artar ve kol mesafesi netleştirmeye yetmez. Bu nedenle presbiyopiye verilen bir başka isimdir.

Kıvrık tepeli bifokal: Alt kısmında yuvarlak ve üst kısmında hafifçe kıvrımlı segment içeren bifokal lens.

Kolobom: Bir doku veya organın eksik gelişmesi.

Kombine çerçeve: Kombine çerçevelerin bazı kısımları metal ve diğer kısımları plastikten yapılmıştır. Cam yuvarlağı (rim) ve köprüsü metalden yapılmış olmasına rağmen rimin üst tarafı plastikten yapılmaktadır.

Kompanse: Telafi.

Kompenant: Bileşim.

Komplikasyon: Bir girişim sonrası istenmeyen sonuçların ortaya çıkması, zorluk.

Koni hücreleri: Retinada santral ve renk görmeyi sağlayan hücreler.

Konjenital: Doğumsal.

Konjonktiva: Göz kapaklarının iç yüzü ile kornea hariç göz küresinin ön yüzünü örten, zar şeklinde ince mukoza.

Konjonktivit: Konjonktiva dokusunun çeşitli iç ve dış etkenlere bağlı olarak kızarıklık, akıntı, şişlik gibi klinik bulgularla karakterize iltihabıdır.

Konkav (ıraksak) mercekler: Işık ışınlarını kırarak daha dağınık hale getirirler. Negatif (-) diyoptrili merceklerdir.

Konsantrik: Dairesel.

Konsensual ışık refleksi: Bir göze ışık girdiğinde refleksin eşit oranda diğer göz pupillasında da meydana gelmesi.

Kontak lens: Korneanın veya skleranın yüzeyine konan ve görme keskinliğini arttırma ya da tedavi amaçlı kullanılan optik gereç.

Kontrast: Bir hedefin bir zemine göre luminans farkı. Örneğin; beyaz bir kağıt üzerinde siyah bir çizginin etrafında gri bir şerit görülmesi. Bu durum, görüntü kalitesinin bozulmasıdır.

Konvansiyonel: Geleneksel.

Konveks (yakınsak) mercekler: Işık ışınlarını kırarak daha toplu hale getirirler. Pozitif (+) diyoptrili merceklerdir.

Konverjan: Birbirine yaklaştırma.

Kopoliamid ve poliamid (çerçeve hammadesi): Çok hafiftir. Dayanıklıdır. Çizilmeye dirençli ve esnektir. Allerjik olmayan çerçeveler üretmek için enjeksiyon ile kalıplanan çeşitli naylon karışımlardır.

Kornea: Gözün ön bölümünde şeffaf, damar içermeyen, saat camı şeklinde bir doku olup limbusta sklera ile birleşir. Gözün kırma gücü en yüksek yapısıdır. 5 ayrı tabakadan oluşur. Bunlar dıştan içe doğru: epitel, bowman tabakası, stroma, descement membranı ve endoteldir.

Korneal kontak lens: Korneadan limbusa taşmayan lens.

Korreksiyon: Düzeltme.

Korteks: Göz merceğinin nükleusunu örten ve çevreleyen yumuşak yapıdaki dış tabakası.

Kortikal katarakt: Bir katarakt tipi.

Koruyucu gözlük: Faaliyetlerden dolayı göze gelecek, darbe, gaz, kimyasal madde ve bu gibi zararlı etkilerden gözü korumak için çalışırken veya bazı spor dallarında kişinin kullanması zorunlu olan gözlük.

  • Taşlama,
  • Elektrik kaynağı, elektrik ve oksijen kaynağıyla çalışanlar ultraviyole ve infrared (kızıl ötesi) ışınlara maruz kalırlar. Bunun için koyu mor renkli, yandan korumalı kaynak gözlükleri veya aynı özelliklerin yanı sıra kızgın parçalardan koruyan kaynak maskeleri kullanılır. Kullanım alanına göre renkleri ve dalga boyları değişmektedir. Potansiyel ışık tahribatı bulunan ortamlarda çalışan kişilerin korunmasında endüstriyel lensler kullanılır.
  • Oksijen kaynağı,
  • Lazer ışınları retina dokusu için çok tehlikelidir. Lazer ışınlarına karşı, ışığın bilinen dalga boyuna göre hazırlanmış GOGLES (pilot gözlüğü) tipi koruyucu gözlükler kullanılır.
  • X-RAY (röntgen) ışınlarına karşı, kurşun içeren süper protexn gözlükler kullanılır.
  • Görüntülü terminallerde çalışanlar, monitörden akseden radyasyondan korunmada hafif pembe renkli lensleri kullanabilirler. Bu lensler hem floresan ışığı hem de ekrandan yansıyan UV’yi absorbe etmektedir.

Kromatik aberasyon: Beyaz ışığın sferik bir lens tarafından kendisini oluşturan dalga boylarına ayrılmasıdır. Bu ayrılma, değişik dalga boylarındaki ışığın kırma indislerinin farklı olmasından kaynaklanır. Kısa dalga boylu ışınların indisleri daha fazladır. Mavi sarıdan, kırmızıdan sırayla daha fazla kırılır. Emetrop yani gözde herhangi bir refraktif kusuru bulunmazken sarı ışık retinaya, mavi ışık retina önüne, kırmızı ışık retina arkasına düşer.

Kronik: Süregen, uzun seyirli.

Kuru göz: Gözyaşı, gözün sağlıklı kalmasını ve göz kırpma hareketini yaparken rahat hissetmemizi sağlar. Bazı insanlarda gözyaşı üretimi azalır veya üretilen gözyaşı kalitesinde bozulma meydana gelir. Bu durumda ortaya çıkan rahatsızlık kuru göz olarak bilinir. Kronik göz kuruluğu, gözün ön kısmının özellikle de saydam tabakanın ciddi şekilde tahriş olmasına yol açabilir.

Kuru göze neden olan etmenler:

  • Kontak lens kullanımı gözyaşının daha hızlı buharlaşmasına neden olacağından göz kuruluğuna yol açabilmektedir.
  • Klima kullanımı ortamın kurumasına neden olarak gözyaşının buharlaşmasını hızlandırarak göz kuruluğuna neden olabilmektedir.
  • Lazer operasyonlarına bağlı olarak göz yüzeyi ve gözyaşı salgı organları etkilenmektedir.
  • Yoğun bilgisayar kullanımı sırasında gözyaşının göz yüzeyine yayılmasını sağlayan göz kırpma hareketinin sıklığının azalması nedeniyle ve yine gözün olması gerekenden daha az kırpılması sonucu buharlaşma fazlalaşacağından göz kuruluğu görülmektedir.
  • Sigara dumanındaki maddeler göz yüzeyini olumsuz yönde etkilemektedir.
  • Bağışıklık sistemi ile ilişkili romatizmal hastalıklarda gözyaşı salgılayan bezler de hastalığa katılmaktadır. Ciddi kuru göz, ağız kuruluğu ile birlikte giden Sjögren Sendromu ile birlikte olabilir.
  • Kalp rahatsızlıkları ve diyabet gibi çeşitli kronik hastalıklarda özellikle doku beslenmesi bozukluğunda, gözyaşı beslenmesi bezleri de etkilenmektedir.
  • Göz tansiyonu tedavisinde kullanılan göz damlaları göz kuruluğuna yol açmaktadır.
  • Gözyaşı salgısı, erkek ve kadınlarda, ilerleyen yaşla birlikte azalır.

Çevresel faktörler: Nemi düşük, sıcak veya rüzgarlı ortamlar, radyasyon, kimyasal maddeler, uygun olmayan ışınlar, yüksek yerlerde kalma (düşük oksijen basıncı nedeniyle) kuru göze neden olabilir.

Kurvatör: Eğim, eğrilik.

L
Lagoftalmus: Gözün açıkta kalması.

Lakrima: Gözyaşı, gözyaşı sıvısı.

Lakrimal apse: Gözyaşı kanal tıkanıklarına bağlı gözyaşı kesesini cerahatle dolu şişmesi.

Lamel: Tabaka.

Lamina: İnce levha, tabaka.

Laser: Çok şiddetli ışık parıltıları meydana getiren ışık kaynağıdır. L (light: ışık) A (ampflier: yükseltici) S (stimulated: uyarmak) E (emission: yayma) R (radiation: ışınım) harflerinin oluşturduğu sözcük, uyarılmış elektromanyetik ışınım yayan ışık yükseltici anlamındadır.

Laserin tıpta kullanımı: Canlı hücrelerin, hatta hücre kısımlarının çok ince ışık demetleri ile tahrip edilebilmesi mümkündür. Buna, hücre içi cerrahi denir. Laser bu etkiyi iki yolla yapar. Birincisi, ısılı etkidir. Yanık yaparak, doku kangrenine neden olabilir. İkincisi, ısısız etki ise, ses ötesi esnek dalgalar oluşturma, şok dalgaları, kimyasal etkidir. Oftalmolojide, retinanın ışıkla pıhtılaşması için lasere başvurulur. Ayrıca kanser tedavisinde, urlar işaretlenerek, laserle bu urların yok edilmesi işlemi yapılmaktadır.

LASİK (LAser in Sİ tu Keratomileusis): Bu yöntemde nazal kadranda (burun tarafında) kesilmemiş doku bırakılarak işlem yapılır. İşlemde flep kaldırılır, alttaki stromal yatağa refraktomi uygulanır, flep yerine oturtulur.

Lateral: Dış.

Lens açıklığı: Gözlük çerçevesinin lensi içine alan kısmı.

Lens kristallina: Gözün kırıcı ortamlarından biri. Göze gelen ışığın retinaya düşmesi için gerekli kırınımı sağlar.

Lens: 1. Göz merceği de denilen kristal lens önde iris ile arkada vitreus arasında yer alan siliyer uzantılardan ince ipliksi zonüllere asılı anatomik oluşumdur. 2. Gözlük camlarına İngilizcede lens denir. Mercekler biçim olarak mercimeğe benzediği için, mercimeğin Latince adı olan lens olarak isimlendirilmiştir.

Lentiküler lensler: Yüksek diyoptrili lenslerde ağırlık ve kalınlığının azaltılması amacıyla ortada reçete diyoptrik gücü, kenarda ise taşıyıcı bölüm olmak üzere hazırlanan optik amaçlı lenslerdir.

Lentiküler: Lens ile ilgili.

Levator palpebra superior: Göz kapağını açan kas.

Lezyon: Yara, bere.

Limbus: Kenar, sınır, herhangi bir oluşumun sınırı (kornea ile skleranın birleştiği yer)

Lipid: Yağ.

Lokal: Bölgesel.

Lökokori: Pupil sahasının beyaz renkte göründüğü durum.

Lökom: Korneada meydana gelen beyaz leke.

Luksasyon: Bir organın (örn. lensin) bulunduğu yerden tamamen yer değiştirmesi.

M
Magnifikasyon: Büyütme.

Maksimum: En çok.

Makula: Retinada santral görmeyi sağlayan kısım.

Makula dejenerasyonu (sarı nokta hastalığı): Görme merkezinin yaşa bağlı hasarı sonucunda oluşan görme bozukluğu. Bakılan nokta değil, çevresi görülebilmektedir.

Manipülasyon: İşleme, idare.

Medial: İç.

Medikasyon: İlaç tedavisi.

Mercekler: İki küresel yüzey veya bir düzlemle bir küresel yüzey arasında kalan saydam ortamlara mercek denir. Şekil-1 deki gibi yüzeyler kesişiyorsa ince kenarlı mercek olur ki bu mercek üzerine gelen bütün ışınları her iki yüzeyden kırarak asal eksenine yaklaştırır. Mercekler yüzeylerin şekline göre üç tip olabilir.

Şekil-2 deki gibi yüzeyler kesişmiyorsa bu merceklere kalın kenarlı mercek denir. Kalın kenarlı mercek ışığı her iki yüzeyden kırarak asal eksenden uzaklaştırır. Kısacası ince kenarlı mercekler ışığı toplar, kalın kenarlı mercekler ışığı dağıtır. Bu durum merceğin kırılma indisinin ortamın kırılma indisinden büyük olması halinde mümkündür.

Merceğin asal ekseni: Merceğin merkezinden geçen ve merceğe dik olan düzlemdeki eksen.

Merceğin temel düzlemi: Bikonveks merceğin merkezden asal eksene dik çizilen düzlem.

Merceklerde gerçek görüntü: Görüntünün cisimlerden gelen ışınlarla aynı yönde olması.

Merceklerde hayali görüntü: Görüntünün optik sisteminin diğer tarafına düşmesi.

Merkezleme şeması: İşlenmiş progresif lensin uzak diyoptri gücünün ölçüldüğü halka, tespit artısı, majör referans noktası, yakın diyoptri değerinin ölçülebildiği halkaların tespitinde kullanılan şema.

Mesafe refleksi: Pupillanın yakındaki cisme bakmakla oluşan kontraksiyonu.

Metal çerçeveler: Yapımında metal kullanılan çerçevelerdir. Metalin bozulmaması için iyi kaplanmalı ya da yapısı bozulmayacak ham maddeler kullanılmalıdır.

Metamorfopsi: Merkezi retina hasarlarına bağlı nesnelerin normalden farklı eğri büğrü algılanması şeklinde tanımlanın görme bozukluğu.

Mezopuan çevirme halkası: Hedefin ve diyoptri eşelinin hareketini sağlayan fokometre parçası.

Midperifer: Çevrenin orta kısmı.

Midriyazis: Pupilanın büyümesi.

Migrasyon: Göç.

Mikroftalmi: Küçük göz.

Mikrokeratom: Keratomileusis için tasarlanmış kornea traşlayıcısı.

Mineral cam: Optik sanayisinde çok çeşitli cam hammaddesi ile lensler üretilmekte ancak gözlük lensleri için Hard (sert) crown: sert cam kullanılmaktadır. Bu materyalin birçok önemli özelliği bulunmaktadır:

  • Işık geçirgenliği yüksek
  • Renksiz
  • Kokusuz
  • Sıcağa ve atmosferik etkilere karşı dayanıklı
  • Kolay donuklaşmaz
  • Diğer bazı cam tipleri gibi kolay çizilmez bir lens çeşididir.

Kırılma indisi n=1,523 olan crown lens optik mineral lenslerden içinde havanın kırılma indisine en yakın hammadde olduğundan abbe değeri en yüksek lenstir. En çok kullanılan gözlük lensi olan crown camda;

SİO2 %70 Silisyum Oksit

CaO %10 Calsiyum Oksit

BaO %3 Baryum Oksit

Na2O %9 Sodyum Oksit

K2O %8 Potasyum Oksit elementleri bulunmaktadır.

Minimum: En az.

Miyopi: Gözün ön arka çapı kırma gücüne göre daha uzun olduğunda göze paralel gelen ışınların retinanın önünde göz yuvarlağı içerisindeki bir noktada odaklanmasıdır. Miyoplarda, gözün kırıcı bileşenleri gözün ön-arka çapına göre fazla güçlüdür veya gözün ön-arka çapı gözün kırıcı bileşenlerine göre fazla uzundur. Bazen bu her iki durum bir arada bulunabilir. Yakındaki nesnelerden yayılarak gelen ışınların, retinada odaklanabilmesi için uzağa bakıştan daha çok mercek gücü gerekir, miyop bir gözün kırıcı bileşenleri, diğer bir deyişle mercek gücü fazla olduğu için yakından gelen ışınları retina üzerinde odaklayabilir, işte bu nedenle miyop kişiler yakını net görebilirler. Uzaktan gelen ışınlar 6 metreden sonra göze paralel olarak geliyor olarak kabul edilebilir, bu paralel ışınlar retinada odaklanamayacağı için miyoplar uzağı net göremezler.

Miyotik pupilla: Pupillanın normalden daha küçük olması.

Miyozis: Pupillanın küçülmesi.

Modifikasyon: Değişiklik.

Mono: Tek.

Monofokal: Birr adet optik ekseni ve optik merkezi bulunan lenstir.

Monocurve: Tek eğimli.

Monomer: Tek yapı.

Monovizyon: Presbiyopinin etkilerini, bir gözü uzağı bir gözü de yakını görmek üzere odaklama sağlayarak ortadan kaldırmayı sağlayan yöntemin adıdır. Hangi gözün kullanıldığını beyin algılayacak ve bulanık olan görüntüyü göz ardı edecektir. Özellikle hafif miyopisi olan hastalarda başarıyla uygulanabilecek bir yöntemdir. Örneğin kişinin iki diyoptriden az miyopisi varsa, teorik olarak onun baskın gözü uzağı görmek üzere düzeltildiğinde baskın olmayan göz yakın için yeterli olacaktır (bkz. baskın göz).

Mukus: Balgam gibi olan, yapışkan.

Multi: Çok.

Multifokal lens: Birden çok optik ekseni ve optik merkezi bulunan lenstir. Bunlar sırası ile distance portion (uzak kısım) ve near or reading portion (yakın ya da okuma kısmı) denilmektedir.

Multifokal göz içi lens: Multifokal sentetik lensler, göz içine cerrahi bir müdahale ile yerleştirilen, presbiyopisi olan kişilerin hem uzağı hem de yakını görmesini sağlamak için kullanılan lens.

Müller kası: Üst göz kapağının kalkmasını sağlayan yardımcı kastır. Düz kas özelliğindedir. Sempatik sinir sistemince uyarılır.

N
Naylon (P.A.6): Daha çok güneş gözlüklerinde, spor ve emniyet gözlüklerinde kullanılır. Çerçevenin enjeksiyon metodu ile üretilmesi levha ile üretilmesinden daha elverişlidir. Boyama işlemi daha sonra yapılır. Bu yüzden boya iyi emilmediği için zamanla dökülmeler olur. Kolay esnemez, kırılabilir, yanıcıdır. İşlenmesi ve ayarlanması zordur.

Nanometre: Uzunluk ölçüsü birimi olup metrenin milyarda biridir. Nano, Latincede cüce anlamına gelmektedir.

Nazal: Burun ya da iç taraf.

Nazolakrimal kanal: Gözyaşı kanalı.

Neovaskülarizasyon: Yeni damar gelişimi.

Nikel çerçeveler: Paslanmaya dayanıklı olup kolay ayarlanabilirler.

Nikel ve gümüş çerçeve: Paslanmaya karşı çok daha dayanıklı olup çerçevenin üzerine kaplama yapılabilir.

Nilör çerçeveler: Rim halkası yarım olup diğer kısmı misinalı çerçeve tipi.

Nistagmus: Gözün normal hareketleri dışında ve onlardan tamamen ayrı olarak meydana gelen irade dışı ritmik osilasyonlar.

Nodal nokta: Göze gelen ışınların lens üzerinde kesiştiği nokta.

Nominal diyoptri: Lensin ön yüz ve arka yüze ait diyoptrik güçlerin toplamı.

Non-iyonik: İyonik olmayan.

Nöroretinopati: Optik disk ile retinanın beraber etkilendiği patolojik durum.

Nötralizasyon: Diyoptrisi bilinmeyen bir lensin o diyoptriyi nötr yapabilen bir lens ile tespiti işlemi.

O - Ö
Oblik: Eğik.

Odak kaydırma (dec): Her lensin maksimum çapının farklı olmasından kaynaklanan büyük çerçeve uyumsuzlukları için uygulanan işlemdir. Büyük çaplar için yapılan bu uygulamada odak noktası kaydırılarak yapılan çap büyütme işlemi. Küçük çaplar için ORX (ölçekli RX) işlemi uygulanmaktadır.

Odak noktası (fokus noktası): Sonsuzdan lens üzerine optik eksene paralel gelen ışınlar lensin diyoptrik gücü oranında kırılan ışınların optik eksen üzerinde kesiştikleri nokta.

Oftalmik: Göz ile ilgili.

Oftalmolog: Göz hastalıklarının tanı ve tedavisinde uzmanlık eğitimi almış tıp doktoru.

Oftalmoloji: Gözün tıbbi tanı, tedavi ve cerrahi hekimliğine ait hekimlik branşı.

Oftalmoskop: Gözün retina tabakasını incelemek için kullanılan alet.

Oftalmoskopi: Oftalmoskop kullanılarak yapılan göz dibi muayenesi.

Oküler: Kullanıcının gözüne göre +5 ile -5 diyoptri arasında fokometrenin netlik ayarının yapılmasını sağlayan (sıfır ayarı) halkası.

Opak: Şeffaf olmayan.

Opasite: Opaklık, donukluk.

Optik: Işık ve görmeyle ile ilişkili çok geniş bir alanı kapsayan bilim dalı. Göz ve görmeye ait anlamındadır.

Optik aletin görme alanı: Bir optik alet ile bakıldığında incelenecek cismin alet içerisinde görülebilen kısım (hacim). Alanın optik aletin asal eksenine dik olan kesitinin genişliğine alan genişliği, eksen boyunca derinliğine alan derinliği denir.

Optik disk (optik papilla): Görme sinirinin retinada oluşturduğu kabartı.

Optik eksen: Bir lensin ön ve arka yüzeylerinin optik merkezlerini birleştiren çizgi.

Optik kiyazma: İki taraf görme sinirinin beyindeki çaprazlaşma noktası.

Optik lens: Diyoptrik gücü bulunan ve refraksiyon kusurlarının giderilmesinde kullanılan mercek

Optik merkez: Bir lens yüzeyine sonsuzdan gelen ve kırılmadan geçen ışınların o yüzeyi kestiği nokta.

Optik sinir: Görme siniri.

Optil (Optyl): Bu hammadde reçine tutkalı olup sıvı olan bu tutkalın kalıba dökülerek ısıtılmasıyla yapılır. Çerçevenin ön kısmı ve sap kısmı ayrı yapılmaktadır. Menteşeler döküm esnasında tutturulmaktadır.

Isıtılınca kolay eğilebilir. Diğer hammaddelerden daha hafiftir. 180 derece eski halini alır. CR39 lenslere uygulanan usulle boyanır. Perdahlama ve parlatma Poli Üretan bir banyo içine batırılma suretiyle yapılır. Allerjik değildir.

Optisyen: Optik gereçler (teleskop, mikroskop, fotoğraf makinesi vb. gibi) ve görme kusurlarının giderilmesi için yetkili uzman doktor tarafından düzenlenen reçeteye uygun olarak görme gereçlerinin hazırlanması tamiri ve satışı konusunda eğitim alan görme sağlığı teknisyeni.

Optometri: Gözün görme özelliklerini tahliller ve aygıtlar yardımıyla belirlemeye çalışan fizik ve tıp disiplinlerini kapsayan bilim dalı.

Optometrist: Görme testi yapan, gözlük, kontak lens ve ihtiyaç duyulduğunda diğer optik gereçlerin reçetesini vermek üzere eğitim almış sağlık görevlisi.

Orbita: İçine göz küresinin yerleşmiş olduğu göz çukurudur.

Orbital apse: Göz yuvasında ya da göz kapaklarını üzerinde meydana gelen apseler.

Organik lens: Bir çeşit reçineden yapılan optik amaçlı lens.

CR-39 Hammaddeli Lensler (Organik), patentli bir ürün olarak İngiltere’de ilk üretilen organik lensler; şekil verilmeden önce, parlak paslanmaz çelik kalıplar arasında basınçla şekillenmiş akrilik bir reçine olan katı (polimetil metakrilat) Polimetacrilat hammaddesinden döküm metodu ile imal edilmiştir (Casting-Döküm).

Bu metod, CR-39 olarak bilinen materyallerin (organik lens) imalatı için geliştirilmiştir.

Likit (sıvı) formdaki plastik materyal, sertleştirilmiş cam kalıp arasına konulmakta ve ısıtılarak katılaştırılmaktadır.

Gözlük lenslerinde en çok kullanılan plastik materyal CR-39’dur.

C: Cast (dökme).

R: Resin (reçine)’dir. Dökme reçine anlamındadır.

39 rakamı ise teknoloji ile ilgilidir.

  • Renkli hammadde ile dökülebildiği gibi genellikle natural (beyaz) renk ile üretilir.
  • Talebe göre laboratuvar ortamında kolayca boyanır.
  • Fabrika ortamında da yüzey sertleştirme, UV ve AR kaplamalar yapılır.

Orijinal Renkli Cam: Hammadesinden renkli camlardır. Kahverengi olarak üretilmektedir. Renginin sabit olmasından dolayı pek tercih edilmezler.

Ortokeratoloji: Farklı tasarımlı kontak lens kullanımı ile kırma kusurunun düzeltilmesi.

Oryantasyon: Uyum.

Ortoptist: Ortoptik adı verilen mesleği uygulayanlara verilen addır. Grek dilinde doğru anlamına gelen ortho ve görme anlamına gelen optikas kelimelerinin birleştirilmesiyle türetilmiştir. Göz hareketlerinin koordinasyonunun (şaşılık vb.) ve binoküler görmenin bozulması (ambliyopi vb.)yla ilgili durumların teşhisi ve tedavisiyle uğraşan bir disiplindir. Ortoptistlerin uyguladıkları tedaviler cam, prizma ve egzersiz tedavileridir. İlaç tedavisi ya da cerrahi uygulamazlar.

Otorefraktometre: Otomatik olarak gözün refraktif kırma gücünü ölçen ve tashih değerlerini veren alet.

Ödem: Canlı doku katları içinde sıvı birikimi.

Özel kalınlık: Özellikle hipermetrop camlarda kenar kalınlığının nilör kanalı açmaya müsait olmadığı durumlarda standart olarak 0.5 mm veya isteğe bağlı daha kalın hale getirilmesi işlemidir.

P
Pah alma: Lenslerin kesim işlemi sonunda kenarlarda kalan çapakların alınması ve kenar sivriliğinin düzeltilmesi için uygulanır. Böylece, lensin çerçeveye yerleştirilmesi ve kullanımı sırasında lens kenarında oluşabilecek hasarlar engellenir.

Pakimetri: Kornea kalınlığının ölçüm işlemi.

Palpebral: Göz kapağı, kapakla ilgili.

Pantoskopik açı: 1. Standart hizalamada, gözlükler şakaklara arasında yatay tutulduğunda, çerçeve ön kısmının dikey açıdan ayrılmasıyla oluşan açı (çerçeve alt kenarının çerçeve üst kenarından içerde olması). 2. Takma esnasında, çerçevenin alt kenarları üst kenarlarına göre yüz daha yakınsa, çerçevenin ön kısmının gözlüğü takanın yüzünün ön planı ile yaptığı açı (ters retroskopik açı). (Eş anlamlısı: Pantaskopik tilt).

Modern çerçevelerin alt kenarları, yanaklara doğru eğimli şekilde tasarlanarak imal edilirler. Gözlük camlarının bu biçimdeki pozisyonu, gözlüğün fasial (yüz) düzlemi hatlarına daha yakın olmasına, primer ve yakın bakışta da optik merkezden bakmaya imkan verir. Bu eğim sayesinde lensin optik aksı, gözün rotasyon merkezinden geçer. Bu durum doğru bir tespit uygulamasıdır. Aynı zamanda gözlüğün yüzde duruşunu daha estetik ve kozmetik kılar.

Gözlük çerçeveleri dizayn edilirken lensin optik aksının gözün rotasyon merkezi içine alacak şekilde üretilir. Bunun nedeni, optik akstan herhangi bir yöne doğru, göz rotasyonu için bir simetri oluşturacağı içindir. Pratikte çerçeve ve dolayısıyla lensler, çerçeve alt kenarına ortalama 8-10 derece eğimli olacaktır. (Tıpkı rüzgarda asılı bir çamaşır gibi) Bu tasarım, gözlük kullanıcısının aşağı doğru bakarken lenslerin altından bakmasını önler. Lensin içerisinden bakmasını sağlar. Daha geniş bir görüş açısı ve alanı sağlar. Merdiven inip çıkarken basamakları lensten görmesine imkan verir. Çünkü gözümüzü hafifçe aşağı doğru pozisyon içindeki bir görme alanında hareket ettiriniz, nadiren yatay üstüne bakarız. Otomobil kullanırken önümüzdeki yola, yolda yürürken kaldırımlara aşağı doğru bakarız.

Paslanmaz çelik (inox) çerçeveler: Krom ve nikel karışımından oluşan çerçevelerdir. Bunlar elektro kaplama yapılmadan da kullanılabilir.

Pediatrik: Çocukla ilgili.

Perifer: Çevre.

Perimetre: Görme alanını ölçen cihaz.

Perimetri: Görme alanı ölçüm işlemi.

Permeabilite: Geçirgenlik.

Persepsiyon: Işık uyarımının algılanıp, optik sinir aracılığı ile beyine iletilmesi. Işığın göz tarafından algılanabilmesi.

Pigment: Renk.

Pinguekula: Bir konjonktival kabarıklık.

Pinhole testi: Görme azlığının refraksiyon kusuruna bağlı olup olmadığını anlamak için uygulanan test (iğne deliği).

Plano: Düz.

Plastik çerçeveler: Tabii plastikten ve sentetikten yani kimyasal maddeden yapılan çerçeve.

Pleomorfizm: Çok şekilcilik.

Polarizasyon: Doğal ve yapay ışık kaynakları, polarize olmayan ışık yayarlar. Çünkü bunların atom ve molekülleri tüm düzlemlerde titreşimler oluştururlar. Polarize olmayan ışık demetleri de ışık kaynağı gibi yayılma çizgisi boyunca dikey, yatay ve diğer düzlemlerde titreşimler gösterirler.

Işığın polarize olabilmesi için, yayılma çizgisinin sadece tek bir düzlemde titreşim göstermesi gerekmektedir.

Tüm düzlemlerde titreşim gösteren ışığın cam veya deniz yüzeyi gibi kırıcı ve yansıtıcı bir yüzeye çarptığını düşünelim. Bu ışığın önemli bir bölümü polarize olmadan kırılma gösterir. Buna karşın kırılma açısına dik olarak yansıyan ışık titreşimleri polarizasyon oluşturur.

Polarize güneş gözlüğü lensleri: Polarize güneş lensleri, genellikle ince film şeklinde bir yapının iki cam tabakası arasına veya renkli plastik cama yapıştırılması ve sıkıştırılması sureti ile elde edilen lenslerdir. Diyoptrili olanları imalat güçlüğünden dolayı çok daha pahalıdır. Binicilik, bisiklet sürme, balık tutma gibi güneş lensi kullanımı gerektiren tüm sporlarda kullanılmaktadır. %100 UV koruma sağlar.

Polarize tester: Polarize mercekleri test etmekte kullanılan eleman.

Polikarbonat lens: Polikarbonat malzemeden yapılmış optik amaçlı lens.

Polikarbonat hammaddeli lensler: Bu lensler genellikle koruyucu gözlük olarak kullanılırlar. Darbelere karşı dayanıklı ve serttir. Enjeksiyonla kalıplar içine ısı ile erimiş polikarbonat hammaddesinin yüksek basınç ile enjekte edilerek üretilirler. Ayrıca çabuk çizildiklerinden lenslerin yüzey kaplamaya tabii tutulması gerekir.

Organik lenslere göre darbelere karşı 6-7 kat daha dayanıklıdır.

Bazı güneş gözlüklerinin lensleri için ve sportif amaçla koruyucu gözlüklerin imalatında kullanılır.

%99 UV filtresi sağlar. Yüksek indisli olmasından dolayı çok yüksek diyoptirili lenslerin ince olarak imal edilebilmesi amacı ile optik lenslerde kullanılırlar.

Polikori: Birden fazla pupilla olması.

Polimegatizm: Şekil ve büyüklük olarak farklı olan.

Polimer: Çoklu yapı.

Polimerizasyon: Çoklu yapı elde edilen işlem.

Post: Sonra.

Posterior: Arka, arkada bulunan.

Postoperatif: Ameliyat sonrası.

Pre: Önce.

Prentice kuralı: Bir lensin optik merkezinin uzağından geçen ışık ışınının, o lens üzerindeki prizmatik etkisi; lensin gücü ile o noktanın optik merkeze olan uzaklığının (cm) çarpımına eşittir. Bu kural yorumlandığında sonuç olarak diyebiliriz ki bir lensin optik merkezinin uzağından farklı bir noktadan bakıldığında prizmatik etki meydana gelir ve imaj daima prizma tepesine kaymış olarak algılanır. Bu nedenle, istenmeyen prizmatik etkiden gözü korumak için lensin optik merkezi PD ve çerçeve boyutlarına bağlı olarak yatay ve dikey yönde desantre edilerek gözün optik merkezden bakması temin edilmelidir.

Presbiyopi (yaşlı göz): Normalde insan gözündeki lens uyum yaparak yakındaki nesnelerin görüntüsünü retinaya düşürür. Kişi yaşlandıkça lens bu yeteneğini kaybeder ve yakın görüşü zorlaşır. Yaşlanmayla birlikte gözün yakına uyum yapma yeteneğindeki fizyolojik azalmaya presbiyopi denir.

Presbiyopi, Yunanca “presbus” yaşlı adam sözcüğünden türetilmiştir. Lens proteinlerinde zamanla lens liflerinin esnekliğini azaltan veya lensi sertleştiren değişiklikler olur. Göz uyum yapmaya çalıştığında lensi yerinde tutan asıcı bağlardaki kasılmaya rağmen lens eğriliğinde daha az bir değişme meydana gelir.

Bu refraksiyon kusurunun düzeltilmesi için değişik seçenekler vardır. Yakındaki cisimleri net görebilmek için tıpkı hipermetroplarda olduğu gibi (+) işaretli (ince kenarlı ve ortası şişkin, büyüteç gibi; yakınsak) camlara ihtiyaç duyulur.

Presbiyopi düzeltici gözlük (yakın okuma gözlüğü): Gözlüğün icadı 1268 yılına dayanır ve ilk kullanılan gözlükler presbiyopiyi düzeltirdi, o yıllarda özellikle rahipler ve bilginler tarafından kullanılan yakın gözlüklerinin kullanımı, 1400’lü yıllarda matbaanın gelişimi ile yaygınlaşmıştır. 1784 yılında Benjamin Franklin tarafından bifokal gözlükler geliştirilmiştir. Başlangıçta iki ayrı gözlük camının birleştirilmesi ile elde edilen bifokal gözlükler, teknolojinin ilerlemesine ile paralel olarak geliştirilmiştir. Günümüzde monofokal, bifokal, trifokal, progresif yakın gözlük camları ve bazı meslek grupları için geliştirilmiş özel cam dizaynları mevcuttur. Gözlük camları; cam, plastik, polikarbonat gibi materyallerden yapılmış olabilir.

Gerek monofokal gerekse bifokal ve progresif gözlükler hazırlanırken hangi hastaya ne kadar yakın düzeltme yapılacağı hastanın yaşı ile orantılı olduğu kadar, mesleği, hobileri ve çalışmak için tercih ettiği mesafe ile de ilişkilidir.

Primer: Birincil, esas.

Prizma: Taban ve tavanı üçgen olup, üç yan yüzeyi dikdörtgen olan prizmatik kırma gücüne sahip lens.

Prizmanın iki yüzü, bir tabanı, bir de ayırtı (kırılma kenarı-refractive edge) vardır. Ayırt iki yüzün birbirini kesmesinden meydana gelen düz çizgidir. Prizmanın iki yüzü arasında bulunan açıya prizma açısı adı verilir. Prizmanın fokus gücü yoktur ve ışık prizmada kırılırken daima tabana doğru sapar.

Gözlük camları tespit edilirken, prizma etkisi istenmiyorsa kullanıcının optik merkezden bakması temin edilmelidir. Göz, lensin optik merkezinden bakarsa; prizmatik etki meydana gelmez (optik merkezde prizmatik etki yoktur). İmaj, gerçek (aktüel) yerinde algılanır ve yer değiştirmez. Çünkü ışık optik merkezde kırılmadan göze gelmektedir.

Prizma diyoptrisi: Prizmatik etkinin ölçü birimi.

Prizmatik etki: Prizmatik etki: Prizma diyoptrisi ile ölçülür. 1 prizma diyoptrisi 1 metre mesafede ışığı orijinal doğrultusundan 1 m saptıran prizmatik etki. Böyle bir prizmadan bakan göz bir objenin imajını gerçek yerinden 1 cm farklı yerde algılar.

Prizma kontrol halkası: Fokometre parçası olup, prizmanın taban yönünü ve diyoptrik gücünü ölçmede kullanılır.

Progresif: İlerleyici, katman.

Progresif lens: Bifokal ve trifokal lenslerin dezavantajlarını ortadan kaldırmak için tasarlanan uzak, orta ve yakın görüşü mükemmele yakın olarak sağlayan lensler.

Near zone (vision): Yakın görüş bölgesi.

Progression corridor  (intermediate vision): Gücün kademeli arttığı, geçiş koridoru.

Prostetik: Suni, yapay organ veya doku.

Prostetik kontak lens: Kornea yaralanmaları ve bazı hastalıklar sonucunda görme yeteneğini kaybeden lenslerde oluşan beyaz lekeleri ortadan kaldırmak için kullanılan, göz bebeği kısmı siyah, etrafı diğer gözle aynı renkte olan kontak lens.

Protez göz: Herhangi bir kaza ya da hastalık nedeni ile görme yeteneğini kaybetmiş ve bir daha görme duyusunu geri kazanma olasılığı olmayan gözlerde, kişinin dış görüntüsünü iyileştirmek ve toplum içinde kendisini daha iyi hissetmesini sağlamak için yapılan bir uygulamadır.

Pseudoakomodasyon: Gözün optik gücünde değişiklik olmadan, fokus derinliğinin artmasına bağlı olarak fonksiyonel yakın görmede iyileşmedir. Fokus derinliği, göz bir objeye odaklanmışken, bu objenin etrafındaki net görülen mesafe olarak tanımlanır ve pupil çapı ile yakından ilişkilidir. Fokus derinliğinde artma; kurala aykırı astigmatizma, sferik aberasyon ve yüksek sıralı aberasyon gibi bazı oküler aberasyonlar sonucu olabilir.

Psödofaki: Katarakt ameliyatı ile alınan göz merceği yerine dışarıdan yapay mercek konulması ile oluşan durum.

Pterjium: Burun tarafında konjonktivanın korneaya doğru yürümesi.

Ptozis: Göz kapağı düşüklüğü.

Ptosis gözlüğü: Gözün üst kapağı düşük olanlar için özel gözlük. Gözlük çerçevesinin arkasında, göz kapağını yukarı kaldıran bir çengel bulunur.

Punktat: Noktasal.

Punktum: Nokta şeklinde küçük bölge.

Punktum proksikum: Gözün tüm uyum gücünü kullanarak görebildiği en yakın nokta El eşeli ile yapılan muayenelerde yakın diyoptri tespit mesafesi.

Punktum remotum: Gözün uyum gücünü kullanarak net görebildiği en uzak nokta.

Pupilla: İrisin ortasında yer alan delik (açıklık), göz bebeği.

Pupilla mesafesi (PD): İnsanın iki gözünün pupillaları arasındaki uzaklık (inter pupilla distance).

Pupillametre: İki gözün pupillaları arasındaki mesafeyi ölçen veya pupilla merkezinden burun merkezinin ortasına kadar olan mesafeyi ölçen veya gözlük lensinin kornea yüzeyine olan uzaklığını (verteks mesafesi) ölçen alet.

Puva (Proralens plus Ultraviolet A): UV-A ve psoralenslerle birlikte kullanılan fotokemoterapi, vitiligo ve psoriasis gibi bazı deri hastalıklarında yaygın olarak kullanılan bir tedavidir.

Puva gözlüğü: Puva tedavisi sırasında kullanılan, UV-A’ya karşı korumalı gözlük. Gözlük gün batımına dek kullanılmalıdır.

Pür: Saf.

R
Radyasyon: Yayılma.

Radyus: Yarıçap, yarıçap ile ölçülen daire ölçümü.

Refraksiyon: 1. Işığın kırılması. Bir ışığın saydam bir cisimden geçerken yönünü değiştirmesi. 2. Gözün kırma gücü ve görsel kırılma kusurlarının düzeltilmesi ile ilişkili fiziksel optik bilimi.

Refraksiyonist: Refraksiyon ölçümleri ile uğraşan pratisyen.

Refraktif: Kırma.

Refraktif cerrahi: Lasik, lasek, PRK vs ile gözdeki miyopi, hipermetropi ve/veya astigmatizma gibi görme kusurlarını düzelterek, net görmenin sağlanmasını amaçlayan cerrahi işlem (bu işlem excimer lazer cihazı veya elmas bıçakla ya da radyo dalgalarının ısı etkisi ile yapılmaktadır.)

Refraktif indis: Işığın havadaki hızının, optik ortamdaki hızına olan oranı.

Renklendirilmiş camlar (boyama): Binlerce renk çeşidi olabilir. Deneme yöntemiyle kullanıcı kendine özel renk çıkarabilir. Renklenme sadece güneş gözlüklerinde olmaz. Genel olarak bütün camlara uygulanabilir. Bina içerisindeyken hafif renklenme floresan ışınlarının parlaklık etkisini azaltır.

Güneş gözlüklerinde koyu renklendirme UV koruma ile birlikte kullanılır.

Organik gözlük camlarına, sıcak renklendirme tekniği ile hafif renk verilebilir.

Solüsyonun içerisinde ne kadar tutulursa o kadar koyu renklendirme elde edilir.

Rehabilitasyon: Eski hale gelme, iyileştirme.

Rejenerasyon: Kendini yenileme eyleme.

Renk: Işığın değişik dalga boylarının gözün retinasına ulaşması ile ortaya çıkan bir algılamadır. Bu algılama, ışığın maddeler üzerine çarpması ve kısmen soğurulup kısmen yansıma nedeniyle çeşitlilik gösterir ki bunlar renk tonu veya renk olarak adlandırılır. Tüm dalga boyları birden aynı anda gözümüze ulaşırsa bunu beyaz, hiç ulaşmazsa siyah olarak algılarız.

Renk aberasyonu: Merceklerde ve gözün optik sisteminde mavi ve yeşil ışınların kırmızı ışına göre daha fazla kırılması.

Renk körlüğü: Normalde olması gereken koni hücrelerinin veya fotopigmentlerin olmaması ya da yetersiz işlev yapmalarına bağlı olarak renkli görmenin bozuk olmasıdır.

Renkli koruyucu camlar: Gözleri tabii ve suni ışık kaynaklarının zararlı ışınlarından korumak içn beyaz camların hamuruna, yapılışları esnasında çeşitli oksitleri katmak suretiyle elde edilen ve zararlı ışınlara karşı koruyan renkli camlardır.

Renk türüne göre kullanım yerleri: 

Yeşil (green): Günlük kullanım için en ideal gözlük lensi rengidir. Gözü zorlayan parlak ışığı azaltır, parlak ışıkta iyi kontrast sağlar ve renklerin gerçek şekilde algılanmasına kolaylıkla imkan verir.

Sarı (yellow): Sarı renkli lensler güneşe karşı koruyucu gerçek boyalı lensler değildir. Az ışıklı ortamda, alacakaranlıkta, akşam ve gece araç kullanırken idealdir. Sisli hava ortamında görüş mesafesini artırdığından sürücü gözlüğü ya da gece gözlüğü olarak da adlandırılır. Sarı renkli gözlük lensi, mavi rengi absorbe ettiği için kontrastı arttırıcı bir filtrasyon yaparak keskin görüş sağlar. Özellikle bulutlu  günlerde, düşük ışıkta kontrastı arttırır. Görüntü algılanmasında derinlik sağlar.

Kahverengi (brown): Günlük kullanım için en ideal güneş gözlüğü lensidir. Kontrast arttırıcı özelliğe sahiptir. Yelkencilik, balık tutma, kayak ve benzeri sporlarda yüksek ışık parlamalarına karşı mükemmeldir. Bulutlu havada ve güneşlenirken idealdir.

Koyu kırmızı kahve (crimson brown lenses): Golf sporu için idealdir.

Çevre ve hava koşullarında gözün daha iyi focus yapmasına imkan verir, mavi rengi tutar, kontrast arttırıcı özelliği vardır.

Bronz kahverengi lensler (bronze brown lenses): Çok yönlü kullanıma uygun olan lenslerdir. Golf, bisiklete binme, yürüyüş yaparken, atış sporlarında, araç sürerken kullanımı tavsiye edilir.

Gri (grey) lensler: Genel amaçlı kullanım için renklerin en iyisidir.

Son derece doğru ve kusursuz bir görüşe imkan verir. Bütün renkleri eşit şekilde absorbe eder. Koşarken, bisiklete binerken, golf oynarken kullanımı çok uygundur. Kontrast arttırıcı özelliği olmamasına rağmen gerçek renklerin algılanmasına kolaylıkla imkan sağlar.

Kırmızı: Avcılık ve kayak sporunda önerilir. Düşük ışık da görüntünün algılanmasında derinlik sağlar. Açık berrak (renksiz) şeffaf ve çok açık tonlu güneş gözlüğü lensleri; Gözleri UV’den yabancı cisimlerden ve rüzgardan korur.

Renklerin önemini değiştirmeden azami görüş verir. Işık geçişine imkan verir.

Kapalı mekanlarda atış sporunda, endüstriyel alanlarda, diş hekimliğinde, gece araç kullanırken ve benzer aktivitelerde önerilir.

Vermillion lenses/pale rose: Alev kırmızısı/soluk pembemsi kırmızı, gül rengi lenslerdir. Atış sporları, golf, kayak sporları için önerilir.

Düşük ya da yapay ışık koşulları olduğu zaman, sıcak renklerin yoğunluğunu detaylı olarak ve derinliğine görmeyi arttırır.

Nötr koyu maviye çalar renkli lensler: Renkleri çarpıtmadan sporla ilgili her türlü aktivitede idealdir. Genel kullanım amaçlı lenslerdir.

Sonuç olarak önerilen en ideal güneş gözlüğü lens rengi: Gri, kahve ve yeşildir.

Replasman: Değiştirme.

Retina: Görmeyi sağlayan ışığa ve renge duyarlı hücrelerin bulunduğu göz tabakasıdır. Retina, göz küremizin iç yüzeyini kaplar, ince yarı saydam ve hafif pembe-kırmızı renkli bir zardır. Retina, göz küresi boşluğuna bakan iç kısımda duyusal (nörosensoriyel) tabaka ve dışa doğru kısımda pigmentli tabakadan oluşan iki katmanlı bir yapıdır. Retina, latince ağ anlamına “rete” kelimesinden türemiştir. Türkçe karşılığı da ağ tabakadır. İçerisindeki kan damarlarının görülebilir ağsı yapısı nedeni ile bu ismi almıştır.

Retina deklomanı: Görmemizi sağlayan retina dokusunun çekilerek yerinden ayrılmasıyla kişinin görmesinin aniden bir perde gibi azalması durumu.

Retinopati: Dağınık yüzeyel soluk alanla, retina içi kanamalar, bazen de optik disk şişmesi ile karakterize tablo.

Retina pigment epiteli: Altıgen şekilli tek sıra melanin pigmenti içeren hücrelerden oluşan bir tabakadır. Duyusal retina ve koroid katmanları arasında yer alır. Gözün arka kutbuna yakın kısımdaki RPE hücreleri uzun ve incedir. Perifere doğru gittikçe hücreler yassılaşır. Hücrelerinin göz içerisine doğru retinaya bakan kısımlarında mikrovilli denilen mikroskopik katlantılar bulunur. Bu katlantılar duyusal retinada yer alan rod ve koni hücrelerinin dış kısımlarını sarmalar. Rod ve koni hücrelerinin dış kısımları periyodik olarak uzar ve fazlalık kısımları RPE hücreleri tarafından metabolize edilerek temel yapı taşlarına dek yıkılır. RPE hücreleri birbirlerine sıkı bir şekilde bağlanmıştır. Bu sayede sistemik dolaşım ve duyusal retina arasındaki geçiş bariyerine katkıda bulunur ve retinaya toksik maddelerin ulaşmasını kısıtlar. Duyusal retina ile RPE arasında potansiyel bir boşluk vardır. Buradan bir ayrılma olursa retina dekolmanı gelişir.

Retinoskop: Gözün refraktif gücünü ölçmeye yarayan, varsa hata payı düzeltme değerlerini ölçmeye yarayan alet.

Retinoskopi: Gözün kırma kusurlarının tespiti işlemi.

Retreskopik açı: Çerçeve açısına bağlı olarak sap açısının yükselmesi. (Yüzün dikey düzleminden çerçevenin alt düzleminin uzaklaşma açısı). Aynı zamanda pantaskopik açıdaki azalmayı ifade etmek için de kullanılır.

Rijit: Sert.

Rim halkası: Çerçevede lensin çevresini kaplayan, lensin güvenle çerçevede durmasını sağlayan, çepeçevre içi oyuk şeklinde boş halka.

Rotasyon: Dönme.

Rotasyon merkezi: Gözün bütün noktalarının etrafında döndüğü farz edilen hayali noktaya rotasyon merkezi denir. Primer bakışla yakın bakış arasında da 50-10 derecelik bir açı vardır. Dönme merkezi sonucu primer ve yakın bakışta, gözün optik merkezden bakması için 80-100 derecelik bir açı ile tasarlanarak üretilmesi gerekir.

S - Ş
Sagita sag dış: Lensin tepe noktasından (konveks yüzeyin) kenar kalınlığının başladığı noktaya olan uzaklık.

Sagita sag içeri: Lensin iç yüzeyinin bombeliğinin (tepesinden) tabana uzaklık.

Sagita sag miktarı: Ölçülen lensin kenarı ile tepe noktası arasındaki yükseklik

Sagital mesafe: Kontak lensin merkezi kısmının arka yüzeyi ile düz yüzeyi arasındaki mesafe.

Salin: Tuz solüsyonu.

Sapma: Işığın içinden geçtiği saydam cisimden çıkarken yönünü değiştirmesi.

Schioetz tonometresi: Göz içi basıncın ölçümünde kullanılan alet.

Schirmer testi: Kuru göz tanı yöntemi.

Segment yüksekliği: Bifokal/progresif lenslerde lens biçimini çevreleyen dikdörtgen kutulama sisteminin en alçak hattından segment tepesine olan mesafe.

Sekonder: İkincil.

Selüloz Asetat: Pamuktan elde edilen kimyasal plastik malzemelerdir. Selüloz nitrata göre rutubet absorbe etmeye daha dayanıklıdır. Daha düşük ısıda yumuşar. Bu nedenle tropikal ve subtropikal iklimi olan yerler için daha az uygun bir materyaldir. Isıtıldığı zaman genişler soğutulduğu zaman küçülür. Kolay şekil alır. Parlatması kolaydır. Sonradan boyamayla da renk alabilirler. Genellikle korucu gözlük çerçevelerinde kullanılır. İyi bir mekanik direnci, yüzey parlatma kabiliyeti ve statik olmayan özellikleri mevcuttur.

Selüloz nitrat: Gözlük çerçevesi için uygun bir materyal olan selüloz nitratın istenilen birçok özellikleri bulunmaktadır. Kolay işlenebilir ve şekillenebilir.

Parlaması kolaydır. Hava şartlarında kolay deforme olmaz yani tropikal ve rutubetli şartlarda bile şekli bozulmaz. Fakat en büyük dezavantajı ateşe maruz kaldığında birden tutuşur ve çok çabuk yanar.

Sellulose pianate: Bu maddeden yapılan çerçeveler hafiftir. Allerjik değildir. Şekli bozulmaz (stabildir). Dış etkenlerden rengi bozulabilir. Aşırı ısıtma çerçevenin tahribine neden olur. Uzadığında eski halini almaz. Lensin takılması sırasında da az sıcaklık ister.

Selüloz propinat: Selüloz asetata yakın bir madde olup ancak asetik asit yerine propronik asit kullanılmıştır. Enjeksiyon metodu ile çerçeve imalatında kullanılmaktadır. Uzun yıllar birleşik çerçevelerin üst kısımları ve diğer parçalarında kullanılmıştır. Renklendirme, eritmeden sonra boyama esnasında yapılmaktadır.

Semi-skleral kontak lens: Limbusa komşu sklera üzerindeki konjonktivaya taşan lens.

Semi: Yarım.

Semptom: Bulgu.

Sferik: Küresel.

Sferik diyoptrik güç (SPH): Küre kesitinden elde edilen lenstir. Lensin gücü her eksende aynıdır ve ortak kırma gücüne sahiptir.

Sferik lens: Küre kesitlerinden elde edilen miyopi, hipermetropi gibi basit refraksiyon kusurlarını düzeltmede kullanılan merceklerdir. Sferik bir lensin her iki yüzü de küre parçalarından meydana gelmiştir. Yüzeylerden biri düz olursa (plan yapı) bu yüzey, çapı sonsuzda bir küre parçası olarak kabul edilir. VP numarasız cam anlamındadır. VP camlar tek gözde refraksiyon kusuru olduğu durumlarda emetrop (kusursuz) göz için diyoptrisiz olarak kullanılır.

Sferometre (lens saati): Lensin yüzey eğrilik yarıçapını ölçen alet. Ekrandaki konkav (-) ve konveks (+) bölümlerde 0,25 diyoptri aralığıyla 0-(+/-) 20,00 D arasında birimlere ayrılmıştır. Lenslerin ön ve arka yüzeylerinin diyoptrik gücünü ölçmede kullanılır.

Siklopleji: Lensin uyum yeteneğinin ortadan kalkması. Özellikle küçük çocuklarda refraksiyon kusurunun ölçülmesinde faydalanılır.

Silindirik diyoptrik güç (CYL): Silindirik lens, eliptik (fıçı şeklinde) bir yüzeyden elde edilen lenstir. Bu lensin bir meridyene göre kırıcılığı küresel (SPH) diyoptri iken buna dik diğer meridyende (cyl) güç ilavesi olduğundan bu meridyendeki toplam güç sph+cyl dir.

Similor: Metal çerçeve çeşidi.

Simültane: Aynı anda, beraber.

Sinüs: Etrafı çevrili boşluk.

Sirkülasyon: Devir.

Skar: Yara izi.

Sklera: Göz küresinin kornea dışında kalan dış yüzeyini saran beyaz renkte renkte sert tabaka, göz beyazı.

Skleral kontak lens: Kornea dışında sklera üzerindeki konjonktivanın büyük bir kısmını örten lens.

Skotom: Görme alanı içinde görülmeyen alanlar.

Siliyer kas: Göz için yer alan kirpiksi kas.

Snellen eşeli: Klinik uygulamalarda görme keskinliğinin ölçümü için en çok kullanılan eşel.

Soft: Yumuşak.

Solid: Kesiksiz, bütün.

Spesifik: Özel.

Spor lensler: Yumuşak yapılı lenslerdir. Topun daha net görülmesini sağlamak için tenisçiler için turuncu renkli, golf oyuncuları için yeşil filtreli olanları mevcuttur.

Stabil: Sabit.

Stenopeik gözlük: Merkezine 1,5 mm çapında delik açılmış ve cam yerine madeni veya benzer maddelerden yapılan ve ışık geçirmeyen cisimler konulmuş. Bir veya çok delikli gözlük (pinhole gözlüğü).

Sterilizasyon: Mikroorganizmalardan tamamen arındırmak, mikropsuzlandırma.

Steropsi: Üç boyutlu görme.

Strabismus (şaşılık): Gözlerin bakış eksenlerinin birbirine paralel olmaması durumu.

Stroma tabakası: Korneanın üçüncü tabakası. Kornea kalınlığının %90’ını oluşturur. Ağ şeklinde görünümü vardır.

Subluksasyon: Bir organın (ör. Göz merceği) bulunduğu yerden kısmen yer değiştirmesi.

Suction: Emme.

Süperior: Üstte olan.

Supra: Üst.

Supresyon: İki gözden beyindeki görme alanına gelen uyarılar arasında dengesizlik söz konusu ise daha net görüntünün baskın çıkması ve diğer görüntünün baskılanması.

Süper protextan: X-RAY (röntgen) ışınlarına karşı kurşun içeren gözlük.

Şalazyon (arpacık): Meibomius bezinin kronik iltihabı.

T
Tars: Göz kapağı anlamında ön ek.

Teleskopik gözlük: Büyütme ihtiyacı olan az görenlere normal görme gereçlerinin dışında verilen daha komplike görme cihazı. 3 metreden başlayarak daha uzağı görebilmek için gözlüğe monte edilmiştir ve reçete karşılığı temin edilirler.

Temporal: Dış taraf.

Terapöti: Tedavi.

Terapötik kontak lens (bandaj kontak lens): Kontak lensler uzun zamandır bazı hastalıkların tedavisinde de kullanılmaktadır. Genellikle refraktif değeri olmayan, kornea epitelyum bütünlüğünü korumada kullanılan lenslerdir.

Termo plastikler: Yumuşak ve esnek olup lastik ve kauçuk özelliği içerirler.

Tint: Hafif renk, renk tonu. Özellikle numaralı kontak lenslerin kullanıcı tarafından daha kolay görülebilmesi için tint boyama yapılır.

Titanyum çerçeve: Çerçevelerde kullanılan diğer metallerden %50 daha hafif ve %20 daha esnektir ve aşınmaya karşı %100 dirençli olduğundan daha sağlamdır.

Toksik: Zararlı, zehirli.

Topikal: Damla şeklinde ilaç uygulaması.

Topografi: Korneanın haritasını çıkarma.

Torik: İki eksende farklı kırma gücü olan optik gereç.

Total: Toplam.

Trahom: Etkeni chlomidia trachomatis. Hastalık kötü hijyene bağlı olarak gözden göze, infekte materyaller veya sinekler ile bulaşır. Gözde önce foliküler konjonktivit yapar. Konjonktivada bulunan gözyaşı yardımcı bezleri ve lakrimal glandin etkilenmesi ile göz kuruluğu meydana gelir. Bunu korneada damarlanma ve pannüs denilen nedbe dokusu izler. Göz kapaklarında içe dönme ve kirpiklerin korneaya sürtünmesi sonucu kornea saydamlığını kaybeder, sonuçta körlük gelişir.

Transformasyon: Değişim.

Translucent: Işığı geçiren, yarır şeffaf.

Transmissibilite: İletkenlik, geçirgenlik.

Transplatasyon: Organ veya doku nakli.

Transpoze: Plan CYL, sph cyl veya mikst lenslerde, lensin toplan diyoptrik gücünün matematiksel işlem ile hesaplanarak diğer bir yazılım şekline dönüştürülmesi. (Transpoze edilen bir lensin her iki yazılış şeklinde de toplam diyoptrik güç değişmez.)

Transpoze aşamaları:

  • SPH ve CYL cebirsel değer toplanır, sferik haneye yazılır.
  • CYL değerin işareti değiştirilir, silindirik değer aynı kalır.
  • Aks 90’den büyükse 90 çıkarılır, 90’dan küçük ise 90 eklenir.

Tricurve: Üç eğimli.

Trifokal lens: Uzak ve yakın ile birlikte ara görüş mesafesini de içeren lenslerdir.

Trunkasyon: Kesik.

U - Ü
U.V: Güneş ışınları, çok geniş bir dalga boyu yelpazesine sahiptir:

  • İyonizan ışınlar (X ışınları, gama ışınları, kozmik ışınlar): 100 nm ve altı.
  • Mor ötesi (ultraviyole): 200-400 nm.
  • Görünür ışık: 400-700 nm.
  • Kızıl ötesi (infrared): 700 nm – 1 nm.
  • Mikro dalgalar: 1 mm – m.
  • Radyo frekans dalgaları: 1 m – 1 km

Bu ışınlar içinde en önemli yeri tutan ultraviyole (UV) ışınlarıdır. UV ışınları, yeryüzüne ulaşan radyasyonun yaklaşık %5’ini oluşturur. Ozon miktarında azalma sonucunda, dünyanın UV radyasyona (özellikle UV-B) maruz kalma düzeyi artmaktadır. Dünyaya ulaşan UV ışın miktarı mevsim, günün saatleri, dönenceler, yükseklik ve özgül atmosfer koşullarına bağlı olarak değişim göstermektedir. Örnek vermek gerekirse yaz aylarında dünyaya ulaşan UV miktarı, ilkbahar ve sonbahara göre daha fazladır. Aynı şekilde öğle saatinde gelen UV miktarı günün diğer saatlerine göre daha yüksektir. Su, ışını %5-7, çimen %2.5-3, kum %30, kar ve buz ise %80-90 oranında yansıtır. Bulutlu havalarda yansımaya bağlı olarak UV miktarı daha yüksekti. Son iki etkiye bağlı olarak; bulutlu günlerde ve karda güneş yanıklarının şiddetinde artış olmaktadır.

UV ışınları dalga boylarına göre 3 gruba ayrılır:

  • UV-A (400-320 nm): En düşük enerjili ve daha az tehlikeli UV ışınıdır. UV-A ışınları doza bağlı olarak eritem, bronzlaşma, yaşlanma ve kanser oluşumuna neden olmaktadırlar, ancak bu etkilerin ortaya çıkması için UV-B ışınlarının 1000 katı kadar ışın dozuna gerek vardır. Güzellik salonlarında sıklıkla kullanılırlar.
  • UV-B (320-280 nm): İnsan ve diğer yaşam formları için en zararlı olanıdır. İleri derecede bronzlaşma, yanık ve yaşlanmadan sorumludur. Deri kanseri ve katarakta yol açar. Bitkilerin gelişimini yavaşlatır ve doğal yaşam ve diğer hayvanların yaşamını etkiler.
  • UV-C (280-200 nm): En kısa dalga boyuna sahiptir ve en zararlı olmasının yanında ayrıca karsinojenik ve germisittir. Atmosfer tarafından filtre edildiği için yeryüzüne ulaşmaz, sadece görünür ışık, UV-A ve UV-B dalga boyları yeryüzüne ulaşır.

U.V metre: Optik lenslerin UV geçirgenliğini ölçen alet.

Uçuşan noktalar: Gözün hareketi ile birlikte hareket eden göz içi sıvısının bazı yerlerde yoğunlaşmasından kaynaklanan görüntüdür. Çoğu zaman zararsız olmakla beraber retina dekolmanın ilk belirtisi de olabilir.

Ultraviyole lamba: Kolormatik camların rengini ve renk koyuluğunu belirlemekte kullanılan lamba.

Uniform: Değişmez şekilde olan, tümüyle aynı niteliğe gösteren.

Uyum kudreti: 5 metreden yakındaki cisimlerin net görülebilmesi için gözün diyoptrik sisteminin kırıcılık gücünü arttırması (bkz. Akomodasyon)

Uyum: Göz merceğinin kırma gücünü arttırarak yakına odaklanması işlemi.

Uzak pupilla mesafesi: Gözün sonsuz fokus zamandaki pupilla mesafesi.

Ülserasyon: Ülser, dokunun derinlemesine kaybı.

Üveit: Yapı olarak bir topa benzeyen gözün ortasında bulunan jel benzeri maddenin çevresini 3 tabakadan oluşan bir kılıf sarar. En dışta sklera adı verilen beyaz kısım, en içte retina adı verilen ve görmemizi sağlayan kısım ortada da uvea bulunur. Uveanın iltihabına üveit denir. Uvea gözü besleyen damarları bulundurmaktadır. Buranın iltihabı-enflamasyonu gözün tüm dokularını etkilemektedir. Bu durum görmeyi ciddi şekilde tehdit eden durumlara neden olmaktadır. Işığa karşı hassasiyet, ağrı, gözde kızarıklık, görmenin azalması en önemli belirtilerdir. Çoğu vakada sebep bulunamamaktaysa da bazı hastalarda virüsler, mantarlar, parazitler üveite neden olabilmektedir. Ayrıca vücudun diğer kısımlarında bulunan hastalıklar (artritler, Behçet Hastalığı) da neden olabilmektedir.

V
Vantilet: Elektrikli hava üfleyici.

Varyasyon: Değişim, değişme.

Vaskülarizasyon: Damarlaşma.

Vasküler: Damarlı.

Vere mette (VM): Buzlu cam (opak lens) yüzeyi matlaştırılmış lens.

Verre plan (VP): Diyoptrik gücü olmayan gözlük lensi.

Verteks mesafesi: Lensin arka tepe noktası ile korneanın ön tepe noktası arasındaki mesafe.

Verteks gücü: Lens kalınlığına bağlı güç artışını dengelemek için, lensin ön yüzünde düzleştirilmesi gereken miktar.

Vertikal: Kornea meridyenlerinden dik olan meridyen.

Viskozite: Akıcılık.

Vitreoretinal: Vitreus ve retina ile ilgili.

Vitreus: Göz içindeki jel şeklinde sıvı.

Vizible: Görünür.

Vizör: Gözlemcinin, hastanın gözünü incelemek için pupillametrede baktığı kısım.

Vizüel: Görme, görme ile ilgili.

X - Y - Z
Xanthoma: Özellikle göz kapaklarında bulunan, sarı nodüllerle karakterize deri hastalığı.

Xerophtalmia: Gözde konjonktivanın kuruması (A vitamini eksikliğine bağlanır).

Yakın pupilla mesafesi: Gözün yüzden yaklaşık 25 cm mesafeye fokus yaptığı zamanki ölçüsü.

Yansıma: Bir ortamdan ikinci ortama gelen ışık demetlerinin bir kısmını veya tamamının, ikinci ortamın yüzeyinden tekrar birinci ortama geri dönmesi.

Yansıtıcı prizmalı gözlük: Sırt üstü uzun süre yatması gereken kişilerin yukarı bakarken arkasını görmesi için kullanılan gözlüklerdir. Bu gözlüklerde prizmaların aligmanı çok iyi olmalıdır, aksi takdirde diplopi meydana gelir ve kullanılmaz.

Yekpare bifokaller: Tek bir parça materyalden yapılmış olan lenslerdir. Ayrım çizgisi gözükmez.

Yönetici bifokal: Franklin stili bifokaller için American Optical’in verdiği ticari ad.

Yuvarlak segmentli bifokal: Segmenti tamamen yuvarlak olan bifokal. Segment genişliği genellikle 22 mm’dir. Fakat daha büyük olabilir (daha çok 38 mm).

Yüksek indisli lens: Daha ince, daha az bombeli ve estetik olup, yüksek kırma gücüne sahip lensler (inceltilmiş).

Zon: Bölge.

Zonül: İnce liflerden oluşmuş asıcı bağ.

Prizma sembolü: Bir rakamı izlediği zaman, prizma diyoptrileri olarak bilinen üniteleri belirtir.

Optik Sözlük Kısaltmaları

(F): Etkin odak uzaklığı (fokus mesafesi)

(-): Negatif konkav (eksi, minus)

(+): Pozitif, konveks (artı, plus)

12 K GF K: Metal malzemenin içinde karışım olarak altının bulunduğunu gösterir.

12 R GF R: Altının ham maddesinde karışım değil de mikron olarak kaplandığını gösterir.

Add: Addisyon

AEUSCO: Avrupa Optometri Okul Kolej ve Üniversiteler Birliği

AX: Aks

B D (Base Down): Taban aşağı

B I (Base In): Taban içeri

B O (Base Out): Taban dışarı

B U (Base Up): Taban yukarı

CK (Kondüktif Keratoplasti): Hipermetropi ve presbiyopi tedavisinde kullanılan bir keratorefraktif cerrahi yöntem.

CR 39: C (Cast)= Döküm, R (Resin)= Reçine. 39 Kullanılan teknoloji

CYL: Silindirik diyoptrik güç

D: Diyoptri (numara)

DBC (Distance Between Center): Bir gözlük çerçevesinde iki rim bölgesi.

DBL (Distance Between Lens): Bir gözlük çerçevesinde iki lensin birbirine yakın olan (nazal yönde) kenarları arasındaki mesafe.

ECOO: Avrupa Optik ve Optometri Konseyi

EMI: Electro Magnetic Ray Interferrence (radyasyon ışınlarını engelleyen kaplama türü)

FAKO: Fakoemülsifikasyon

FCD (Frame Center Distance): Çerçevenin merkez mesafesi ve çerçevenin pupilla mesafesi de denir.

FDA: Food and Drug Administration

GCD (Geometrical Center Distance): Geometrik merkez mesafesi

HEMA: Hidroksi Etil Met Akrilat, kontak lens yapımında kullanılan hammadde.

hg: Montaj yüksekliği

IOL (Intra Oküler Lens): Göz merceği yerine yerleştirilen lens

IR (infra red): Kızıl ötesi ışık ışını

ILOO: Uluslararası Optik ve Optometri Birliği

KL: Kontak lens

L (Left): Sol

L-hg veya OG-hg: Sol göz montaj yüksekliği

L-OG-OS: Sol göz için

n: Lensin yapımında kullanılan maddenin kırılma indisi

nm: Nanometre

NV veya NVO: Yakın görme

OD (Oculum Dexter): Sağ göz

ODG: Sağ sol göz için

OG: OEIL GAUCHE

OS (Oculum Sinister): Sol göz

OU: Sağ sol göz için

OU-ODG-R.L: Her iki göz için aynı diyoptride

P.D -L: Sol göz pupilla merkezinden burun orta dikey eksenine olan mesafe

PD: Gözün pupilla merkezleri arasındaki mesafeyi ifade eder.

PD-R: Sağ göz pupilla merkezinde burun orta dikey eksenine olan mesafe

PMMA: Polimetil metakrilat, metakrilat iskeleti ile metil gruplarından oluşturulmuş kontak lens hammaddesi

R: Sağ

r: Yarı çap

RGP (Rigit Gas Permeable): Gaz geçirgen lens

R-hg veya OD-hg: Sağ göz montaj yüksekliği

RL: Sağ-sol göz için

RL-hg veya ODG-hg: Sağ göz ve sol göz montaj yüksekliği

R-OD: Sağ sol göz için

RPE: Retina Pigment Epiteli

RX: Reçeteye uygun olarak özel lens hazırlanması

SPH: Sferik diyoptrik güç

TS EN ISO 8598: Fokometre ile ilgili Türk Standartları

TSE: Türk Standartları Enstitüsü

TSE EN ISO 12870: Oftalmik optik gözlük çerçeveleri -genel özellikler ve deney metotları standardı

UV (ultraviyole): Mor ötesi ışık ışını

VP: Verre plan

WCO: Dünya Optometri Konseyi

Bizi Takip Edin

Göz sağlığına dair daha çok bilgi için bizi diğer sosyal ağlardan da takip edebilirsin.