Optisyen.info

Korneanın İltihabi Hastalıkları ve Herpes Virüsü

Korneanın iltihabi hastalıkları nelerdir?

Korneanın iltihaplanması ‘keratit’ olarak isimlendirilir. Korneanın iltihabi hastalıklarında değişik faktörler rol oynar. Bunların biri viral hastalıklar, diğer ise bakterilerde oluşan bakteriyel keratitlerdir. Korneanın iltihabi hastalıklarının diğer nedeni ise mantarlarla oluşan fungal keratitlerdir.

Korneayı en çok tutan virüslerden biri herpes simpleks virüsüdür. Bakteriyel keratitlerin en önemli nedeni ise kontak lens kullanımında yapılan yanlışlara bağlı olarak korneada gelişen küçük hasarlardır. Bakterilerin korneadaki hasarlı bölgeleri etkileyerek körlüğe yol açma riski vardır. Gözde travmaya neden olan cisimlerle taşınan mikroorganizmaların korneaya bulaşması da keratitlere zemin hazırlayabilir. Fungal keratitlerin altında genellikle bu tip organik yaralanmalar yatar.

Korneayı en çok tutan virüslerden birisinin herpes olduğunu söylediniz. Herpes gözü nasıl etkiler?

Her 100 kişinin 70-80’inde herpes virüsü değişik dokularda bulunabilir. Ancak çok az sayıda kişide herpes göz dokusunu tutar. Korneayı en çok tutan virüs ‘herpes simpleks’ ile herpess zoster’ adı verilen herpes familyasına bağlı virüslerden oluşan keratit grubudur. Bunlar genellikle çocukluk çağında ilk olarak göz kapaklarını ve göz yüzeyinin dışını tutarak başlar ve daha sonra tekrarlayan hastalıklara yol açarlar. Korneada kronik kalıcı hasarlara, kalıcı görme bozukluklarına neden olurlar. Korneanın herpes virüsü nedeniyle iltihaplanmasına bağlı olarak ‘herpetik keratit’ oluşur. Buna halk arasında ‘göz uçuğu’ denilmektedir.

Herpetik keratit nasıl bir hastalıktır? Hangi belirtilere yol açar?

Herpetik keratit iki şekilde ortaya çıkar. Bunlardan birincisi çocukluk döneminde konjonktiva denilen göz dışı yüzey zarını tutan ‘primer hastalıktır’ Bu gruba giren vakalarda kapakta kanlanma ve gözün üzerinde ‘vezikül’ denilen içi su dolu kabarcıklar görülür. Primer hastalıkta söz konusu yakınmalar tedavi edilmese bile kendiliğinden kaybolabilir. Ancak ilerleyen dönemlerde ‘tekrarlayan herpes’ adı verilen tabloda korneanın tutulumu söz konusudur. Hatta herpes virüsü saydam tabaka dışındaki daha derin tabakaları da tutma eğilimi gösterir.

Tekrarlayan herpes hastalığının nedeni virüsün beyinden çıkan sinirlerinin çekirdeklerine yerleşmesi ve buradaki sinirler aracılığı ile korneaya iletilmesidir. Bu tip herpesin belirtileri daha farklıdır. Hastalarda ‘fotofobi’ olarak isimlendirilen ışıktan rahatsızlık duyma hissi ön plandadır. Görme kaliteisinde ileri derece düşme olur. Gözde herpes kaynaklı çok ciddi yaralar çıksa bile ağrı hissedilmez. Çünkü gözdeki duyu hissi, virüsün sinirleri tutmasına bağlı olarak azalmıştır. İşte bu yüzden ışıktan rahatsız olma ve görme kapasitesinde düşme gibi yakınmaları olan ancak ağrı duymayan hastalarda öncelikli olarak herpes hastalığı düşünülür.

Hastalar tedavi olsalar bile herpes 1-2 hatta 10 yıl sonra bile tekrarlayarak görmede bozukluklara, kalıcı hasarlara yol açabilir. Bu nedenle herpes tekrarladığında hastaların doktora başvurması ve tedaviye bir an önce başlanması son derece önemlidir. Virüs ne kadar erken tedavi edilirse gözdeki kalıcı hasar riski o kadar azaltılabilir. Ama herpes virüsünü yok etmek mümkün değildir.

Tekrarlayan göz uçuklarının sebepleri nelerdir?

Göz uçuğu sık görülen bir hastalıktır. Türkiye’de çocukluk çağından ileri yaşlara kadar olan geniş bir kitleyi etkiler. Viral enfeksiyonlara bağlı ateşin yükselmesi bağışıklık sistemini etkileyerek, tekrarlayıcı göz uçuğuna zemin hazırlayabilir. Ultraviyole ışınlarına maruz kalmanın da göz uçuğu riskini arttırdığı öne sürülmektedir. Bu nedenle yazın deniz kenarında ve kış mevsiminde dağda güneş ışınlarından gözler korunmalıdır. Stres, uykusuzluk gibi bağışıklık sistemini etkileyen faktörler de göz uçuğunun tekrarlamasına yol açabilir. Hastanın göz stresini arttıran bir takım nedenler de herpesin tekrarlamasına sebep olabilir. Örneğin başka bir sağlık problemi nedeniyle ameliyat edilen bir hastanın gözünde ertesi gün herpes virüsüne bağlı kornea lezyonu görülebilir.

Herpetik keratit, diğer adıyla “göz uçuğu” nasıl bulaşır?

Bulaşma çoğunlukla çocukluk çağında aileden olur. Anne, baba gibi aile bireylerinin çocuklarını öpmeleri, ciltlerine temas etmeleri herpes bulaşmasına neden olabilir. Özellikle toplumumuzda çocukları öperek sevgiyi yansıtma alışkanlığı herpesli kişilerin hastalığı çocuklara bulaştırması için ortam yaratmaktadır.

Gözde herpes enfeksiyonu nasıl tedavi edilir?

Herpetik keratitlerde korneanın hangi tabakalarının tutulduğuna göre tedavi seçenekleri değişir. Bu nedenle hastalığın değişik aşamalarının tedavisinde değişik ilaçlardan faydalanılmaktadır. Örneğin korneanın ön yüzeyindeki hücre tabakasının tutulduğu herpetik keratit alt tiplerinde virüsün çoğalmasını engelleyen antiviral ilaçlar herpes virüsünü vücuttan söküp atmak yerine, virüsün çoğalmasını baskılamaktadır. Antiviral ilaçlar herpes virüsünün hücre içinde çoğalmasını durdurarak, herpetik keratitin iyileşmesini sağlar. Aslında ilaç kullandığınızda hastalık belki 7-10 günde tedavi edilmektedir. Buna karşın hastalara ilaç verilmese bile herpetik keratit 15-20 günde kendi kendine iyileşmeye başlamaktadır.

Korneanın daha derin tabaka katmanlarının tutulduğu herpetik keratitlerin tedavisinde ise sadece antiviral ilaçlar yeterli olmaz. Bu tür hastalarda mutlaka vücudun bağışıklık sistemini baskı altında tutan lokal steroid (kortizon) kullanımı gerekebilir. Böylelikle virüse karşı vücudun gösterdiği aşırı saldırı reaksiyonu azaltılarak organizmanın kendi kendine zarar vermesi kısmen engellenmeye çalışılır.

“Tedavi İçin Hastalığın Tipi Belirlenmeli”

Birden fazla tipin bir araya geldiği ‘herpetik keratitler’ de olabilir. Örneğin hem öndeki hücrenin tabakasını, hem orta katmanları, hem de endotel denilen korneanın en derin katmanını tutan herpetik keratitler vardır. İşte böyle vakalarda tedavi oldukça zorlaşmakta, hastaya hem antivirallerle, hem kortizonlarla kombine tedavi uygulanmaktadır. Tedaviye rağmen korneanın erimesi, koreanın delinmesi ve göz içi sıvıların dışarı boşalması gibi durumlar maalesef ortaya çıkabilmektedir. İşte bu durumlarda korneayı yapıştırmak ya da delinen kornea tabakasını onarmak amacıyla yama tarzında greftler kullanmak gerekebilir.

Tedavinin başarısında hastalığın tipinin belirlenmesi son derece önemlidir. Bu yüzden herpetik keratitli hastalar bir yakınmaları olduğunda mutlaka göz hekimine gitmeli ve asla kendi kendilerine ya da arkadaş tavsiyesiyle herhangi bir ilaç kullanmamalıdır. Çünkü bilinçsiz uygulanan tedavilerin yarattığı yan etkiler bazen ciddi problemler yaratabilir.

Bakteriyel keratitin en önemli nedeninin kontak lens kullanımında yapılan yanlışlar olduğunu belirttiniz. Bu konuda bilgi verir misiniz?

Bakteriyel keratitlere yol açan en büyük risk faktörü kontak lens kullanımında yapılan yanlışlara bağlı korneada gelişen küçük hasarlardır. Bakterilerin korneadaki hasarlı bölgeleri etkileyerek körlüğe yol açma riski vardır. Kontak lens hijyenine dikkat edilmemesi, kontak lenslerin gece uykuda çıkarılmaması, lensin değiştirilmeyip uzun süre gözde kalması, kimyasal temizliğinin uygun şekilde yapılmaması bakteriyel keratitlere zemin hazırlar. Ayrıca korneadaki açık yaralara çeşitli bakterilerin bulaşması da önemlidir.

Bakterilere bağlı kornea iltihabı hangi belirtilere neden olur?

Bakteriyel keratitler hastalarda ağrı, gözde aşırı sulanma ve ‘fotofobi’ denilen ışıktan rahatsız olma hissi gibi yakınmalara neden olur. Hastalar ayrıca göz kapaklarını açmakta da zorluk çeker. Keratitin tuttuğu noktaya bağlı olarak belirtiler değişebilir. Örneğin mikrop korneanın merkezi kısmında iltihaplanmaya yol açtıysa görme erken dönemde şiddetle azalabilir. Buna karşılık tutulum korneanın çevre kısımlarındaysa hastanın şikayetleri fazla olmasına karşın, görme erken dönemde iyidir.

Mantara bağlı kornea iltihaplarının belirtileri nedenlerdir? Fungal keratitler göz sağlığını nasıl etkiler?

Fungal keratitlerle bakteriyel keratitlerin belirtileri birbirine çok benzer. Hastalarda gözde kızarıklık, aşırı sulanma, görmede ileri derecede azalma, gözü açamama ve şiddetli ağrı gibi yakınmalar görülür. Ancak mantara bağlı keratitlerin bakteriyal keratitlerden en önemli farkı, hastalığın daha hızlı yayılma, daha derinlere inme ve dolayısıyla göz içini etkileme riskidir. Buna bağlı olarak kornea daha erken dönemde eriyip delinebilir. İşte bu nedenle fungal keratitler daha agrasif bir tedavi gerektirir. Tedaviye yaklaşımda mutlaka ‘mantar mı, bakteri mi?’ ayrımının yapılması önemlidir. Eğer neden mantar ise hangi çeşit mantar olduğu da saptanmalıdır. Keratite neden olan mantar türüne karşı etkin ilaçların kullanılması için bu şarttır.

Mantara bağlı kornea iltihaplarına hangi faktörler yol açar?

Kornea ön yüzeyini epitel adını verdiğimiz, duvar kağıdı gibi göz yüzeyinin üstünü örten koruyucu hücre tabakası oluşturur. Bu hücre tabakası o kadar sağlamdır ki, göz içine hiçbir mikrobun girmesine izin vermez. Sağlıklı bir insanda bakteriyel ve fungal keratitler kolay kolay ortaya çıkmaz. Ancak bağışıklık sistemi düşük, örneğin uzun süre yoğun kemoterapi ve radyoterapi tedavisi gören hastalarda mantarlar gözün bariyerlerini geçip hastalık yapabilir. Gözün bu koruyucu bariyerinin travmalarla ortadan kalktığı durumlarda da mantara bağlı keratitler gelişebilir. Bilhassa organik cisimleri yaptığı travmalar mantar bulaşmasını kolaylaştırır. Çünkü mantar çevremizde bitkilere, toprağa, ağaç, odun gibi organik materyallere bulaşmış olarak bulunur. Dolayısıyla bu organik materyallerle oluşan travmalar mantarı göz içindeki dokulara bulaştırır. Bu durum, mantarın doğrudan göz içine ekiğlmesi gibi bir etki yapar ve fungal keratit gelişimine sebep olur. Fungal keratit hastalarının çoğu işte bu sebeple köyde yaşayan, tarım ile iç içe olan kişilerdir.

Uzun süre antibiyotik ya da kortizon gibi ilaçların kullanımı mantara bağlı keratitlere zemin hazırlar mı?

Uzun süre antibiyotik ya da kortizon kullanımı göz florasını bozarak mantar üremesini kolaylaştırabilir. Ancak bunların primer kornea keratitine yol açabilmesi için göz yüzeyinde epitelle ilgili başka sorunun olması gerekir. Sağlıklı bir insan antibiyotik aldığında ya da kortizonlu bir damla kullandığında fungal keratit meydana gelmez. Ancak kişide kontak lens kullanımına ya da travmaya bağlı epitel bariyerin bozulması ve göz yüzeyinde bir yaranın (ülserin) olması halinde fungal keratit ortaya çıkabilir.

Fungal ve bakteriyel keratitlerde tedaviye yaklaşım nasıl değişir?

Keratitlerde gözde etkilenen bölgeye göre tedaviye yaklaşım farklılaşır. Korneanın merkazi kısmını tutan ve ciddi seyreden keratitlerde hastadan mujtlaka sürüntü materyali alınarak mikroskopik inceleme yapılmalıdır. Hangi mikrobun korneayı tuttuğunun belirlenebilmesi için bu şarttır. Göz yüzeyindeki mikrobun bakteri mi, mantar mı olduğu ve tipi belirlenmelidir. Bazı virüslerin de korneada şiddetli keratitlere yol açabileceği dikkate alınmalıdır. Mutlaka PCR adı verilen yöntemle virüsün varlığı ya da yokluğu da saptanmalıdır. Eğer hastada mantara bağlı keratit teşhis edilirse mantar ilaçları önerilir.

Kullanılan çeşitli mantar ilaçları bazı vakalarda fayda vermeyebilir. Tedaviye rağmen mantar gözün içerisine ilerleyerek gözü eritip delinmesine yol açabilir. Eğer böyle bir risk ortaya çıkarsa erken dönemde ‘keratoplasti’ adını verdiğimiz korneayı değiştirme ameliyatının uygulanması gerekebilir. Bu sayede mantar kolonisinin önemli bir kısmının gözden uzaklaştırılması sağlanır. Nakledilen sağlıklı kornea dokusu sayesinde gözün bütünlüğünün korunması hedeflenir.

Kornea  iltihabının nedeni bakteri ise kişiye antibiyotik tedavisi verilir. Bu antibiyotikler bazen eczanelerde bulunan klasik damlalar şeklinde olabilir. Antibiyotiklere dirençli çok güçlü bakterilerin varlığında ise özel olarak hazırlatılan daha yüksek doz antibiyotik içeren damlalardan faydalanılır. Ancak uygulanan bu tedavi sırasında hastalarda göz yüzeyinde küçük yara, tahriş, kızarıklık gibi yan etkiler görülebilir. Ama hastanın gözünü kurtarmak adına bu yan etkilere katlanılması gerekir.

Kornea ülseri nedir? Keratitlerden nasıl bir farkı vardır?

Kornea ülseri bakteriyel keratitin ya da fungal keratitin bir sonucu olarak ortaya çıkabilir. Mikrobik olmayan kornea ülserleri de vardır. Bunlara değişik hastalıklar neden olabilir. Örneğin oküler yüzey hastalığında, kimyasal yanıklarda ve herpes gibi koreanın sinirlerini hasara uğratan hastalıklarda kornea dokusunda kendi kendine bir takım spontan yaralar açılabilir. O yüzden kornea ülseri çok farklı bir sorundur. Kornea ülseriyle keratitleri karıştırmamak gerekir. Kornea ülserinin tedavisine yaklaşık altta yatan nedene göre değişir. Örneğin aşırı kuru göz sorunu olan bir hastayı ele alalım. Böyle bir vakada göz kuruluğunun tedavisi gerekir. Kuru göze bağlı korneada bir ülser açılmışsa vakaya göre farklı tedavi seçeneklerine başvurulur. Hastadan kan alınıp serumu ayrılır. Kuru göz hastalarının kendi hücrelerinden yapılan bu damla tedavisine ‘otolog serum’ denir. Yapay, suni gözyaşları da kullanılabilir. Amaç gözdeki kuruluğu azaltarak yüzeyi düzeltmek ve yaranın iyileşmesini sağlamaktır. Buna ilaveten hiç kapanmayan yaralarda ise anne karnındaki bebeğin plesantası alınarak göz yüzeyine cerrahi olarak yayılır. Böylelikle alttaki yaranın iyileşmesi hızlandırılmaya çalışılır.

Anonim

Çağatay Gülümser

Herkese merhaba, ben Çağatay. 2014 yılında Muğla Sıtkı Koçman Üniversitesi Optisyenlik programından mezun oldum. Edirne’de bir optik firmasında mesul müdür olarak görev yapmaktayım. Yazmayı, çizmeyi, video çekmeyi ve teknolojiyi seviyorum.

Yorum Ekle

*

Bizi Takip Edin

Göz sağlığına dair daha çok bilgi için bizi diğer sosyal ağlardan da takip edebilirsin.